Takip Edin

Sağlık

Yazın estetik olacaklara önemli uyarı

Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Aslı Can, yaz aylarında estetik ameliyat planlayanları uyardı. Dr. Can, alınacak basit önlemlerle estetik operasyonun başarısının artırılabileceğini söyledi.

Özellikle kadınların olduğu yüz ve vücut estetiği ameliyatlarında yaz ayları öncesinde talebin arttığına dikkat çeken Estetik ve Plastik Cerrah Op. Dr. Aslı Can, bir çok kişinin ‘yazın estetik ameliyat olma’ noktasında çekinceleri olduğunu söyledi. Her mevsim olduğu gibi yaz aylarında da rutin olarak estetik ameliyat yapıldığını vurgulayan Dr. Can, “Yaz aylarında yapılan estetik operasyonlarda hastaların dikkat etmesi gereken noktalar bulunuyor. Örneğin; yüz germe, karın germe, liposakşınla vücut şekillendirme, popo estetiği, kol ve bacak germe, jinekomasti ameliyatı gibi estetik ameliyatlar sonrasında hastalarımıza belli bir süre korse kullanımı öneriyoruz.

Elbette korse yaz dönemi de kullanılabilir. Aşırı sıcaklarda korse kullanımları rahatsız edici olabiliyor. Özellikle sıcağa hassasiyeti fazla olan hastalarımızın bu durumu göz önünde bulundurmasını tavsiye ediyorum” dedi.

Meme küçültme ya da büyütme ameliyatları, kol germe ameliyatı, jinekomasti ameliyatı gibi meme bölgesi ve kol bölgesini içeren ameliyatlar sonrasında ise bir süreliğine kol hareketlerini kısıtladıklarını ve ortalama 1 aylık süre zarfında yüzmeyi yasakladıklarını ifade eden Dr. Can, şöyle devam etti:

“Yine her ameliyat sonrası güneş ışınları ameliyat bölgesinde lekelenmelere ciltte renk değişikliğine sebep olabiliyor. Yaz dönemi güneşe maruziyet artacağından özellikle daha da dikkatli olunmalı. Ameliyat sonrası ilk 3 ay dikkatli bir şekilde güneş koruyucu kullanmak bu tür sıkıntıların görünmesini engelleyecektir. Yazın tatil yapmayı da planlayan hastalarımıza, bu bilgiler ışığında, ameliyattan ortalama 1 aylık bir süre bitimi sonrası tatil organizasyonu yapmayı, planlarının aksamaması açısından özellikle öneriyorum.”

Devamını oku

Sağlık

NÖBETÇİ ECZANELER 9 ARALIK 2019 PAZARTESİ

LEFKOŞA

FATMA YÜRÜN ECZANESİ

BOLU SOKAK DERYA APARTMANI NO:72 DÜK. :2 KÜÇÜK KAYMAKLI / LEFKOŞA – K. KAYMAKLI STADYUMU YOLU, BOLAT DÖŞEME KARŞISI

03922271080

EDA ENVER ECZANESİ

ŞHT.ARSEVEN SK.NO:6 DEVLET HAST.KARŞISI LEFKOŞA

03922234810

DAMLA KARDÜZ ECZANESİ

ATATÜRK CAD. KOLAN BRİTİSH KARŞISI GÖNYELİ

03922234565

GİRNE

MEHMET KAMİLOĞLU ECZANESİ

MUSTAFA ÇAĞATAY CAD. N0:41/C DR.AKÇIÇIK HAST.YOLU

03928152150

ZİYA SENCER ECZANESİ

METE ADANIR CAD. NO:2 MAGİC TOWER APT. GİRNE

03928154611

GAZİMAĞUSA

TANYA SALİMER ECZ

CANOVA BENZİN İSTASYONU YANI BAYKAL 

03923669988

HALKIN ECZANESİ

PAKDUŞ VE ÇOCUK DÜNYASI YOLU SONU, ERBATU APARTMANLARI ALTI, ULUÇAM YOLU SK

03923650112

GÜZELYURT

AŞAR  ECZANESİ 

ECEVİT CAD.18/B GÜZELYURT

03927142193

LEFKE

AYŞE ALTINTUĞ ECZANESİ

ŞHT. FUAT YAKUP SOKAK N0:7 DENİZLİ LEFKE

05488430344

Devamını oku

Sağlık

İlacı bol suyla için!

Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Klinik Eczacılık Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Sancar, “Akılcı İlaç Kullanımı ve Klinik Eczacılık” konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı. Akılcı ilaç kullanımıyla verilen tedavinin en etkin ve sağlıklı şekilde uygulandığını anlatan Sancar, ilacı doğru kullanmanın uygulanan tedavinin sonuca ulaşmasında önemli rol oynadığını vurguladı

Sancar, “Bazen hastalar kendilerini iyi hissettikleri için ilaç bitmeden kullanmayı bırakıyorlar. Özellikle antibiyotikleri verilen dozda kullanmak çok önemli. Antibiyotiklerde bunu yaptıkları zaman enfeksiyon tekrar nüksedebiliyor. Ya da ilerleyen dönemlerde dirençle karşılaşılabiliyor. İlacı dozunda kullanmama sorununu başka tedavilerde de görebiliyoruz. Bir ilacın etkisini tam anlamıyla göstermesi için doktorun verdiği dozda ve belirttiği şekilde kullanılması gerek. Aksi takdirde farklı sonuçlarla karşılaşılıyor.” ifadelerini kullandı.

Sancar, hastaların tablet ve kapsül ilaçları bol suyla içmesinin ilacın vücutta emilimini kolaylaştırdığını da söyledi. İlaçların bol suyla içilmesinin sadece soluk borusunda rahat geçmesiyle ilgili olmadığını belirten Sancar, şöyle devam etti:

“Hastalar genellikle ilacı bir yudum suyla içebiliyorum ya da bir yudum çayla hatta susuz dahi içebildiklerini dile getirirler. Ancak ilacın doğru alınması çok önemli. Bol su kullanılmasının sebebi ilacın yemek borusunu tahriş etmeden geçmesi için çok önemli. Bunun yanında ilaç yeterli sıvıyla alınmazsa yavaş çözülür.

Yavaş çözülmesi emilimin geç başlamasına ve etkinin geç başlamasına neden olur. İlacı bol suyla almak emilimini hızlandırıyor. Hem hızlı çözülmesi hem emilmesi hem de mideden ince bağırsağa geçişini hızlandırmak için ilaçları en az bir bardak suyla almalıyız. Hastanın midesinin hassas olduğu bazı durumlarda ilaçların meyve suyu veya sütle alınabiliyor.”

Prof. Dr. Sancar, buzdolabında korunması gereken ilaçların dışında kalanların bozulmaması için kendi ambalajında, ışıktan, sıcaktan ve çocukların erişemeyeceği yerlerde saklanması gerektiğini de sözlerine ekledi.

Devamını oku

Sağlık

KKTC Vatandaşı 75 Kişi HIV Tanısı İle Yaşıyor

Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği (KTTB) Koruyucu Hekimlik ve Halk Sağlığı Sorumlusu Dr. Emre Y. Vudalı, HIV virüsünün (human immundeficiency virüs) dünyada ve KKTC’de din, dil, etnik köken, meslek, yaş, kadın, erkek, çocuk ayrımı yapmadan herkesi etkileyebileceğine işaret ederek, “Kuzey Kıbrıs’ta Kasım 2019 itibari ile KKTC vatandaşı 75 kişi HIV tanısı ile yaşamaktadır” dedi.

Vudalı, 1 Aralık Dünya Aids Günü dolayısıyla yayınladığı mesajda, Birleşmiş Milletler’e bağlı UNAIDS’in verilerine göre yeni HIV enfeksiyonlarının, tedavi seçeneklerine ulaşmada artışla AIDS tablosuna ilerlemenin ve hastalıkla ilintili ölümlerin sayısında azalma olmakla birlikte 2018 yılında dünyada 1,7 milyon yeni HIV infeksiyonu teşhis edildiğini kaydetti.
Bunlarla birlikte dünyada HIV ile yaşayan toplam 37,9 milyon kişi olduğuna işaret eden Vudalı, 2018 yılında 770 bin kişinin AIDS ile ilişkili tablolarla hayatını kaybettiğini belirtti.

Türkçe’de “İnsan Bağışık Yetmezlik Virüsü” olarak adlandırılan HIV ile enfekte olan bir kişinin tedavi almamasının, bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve etkisiz hale gelmesine neden olduğuna işaret eden Vudalı, şöyle devam etti:

“Virüs vücuda girdikten sonra genelde bir ay içerisinde kişide grip benzeri şikayetlere neden olur. Bundan dolayı hastalık ilk aşamada kolayca gözden kaçabilmektedir. Hastalar genelde eve grip reçetesi ile gönderilmekte ve bu döneme ‘Akut Retroviral Sendrom’ adı verilmektedir. Bu dönemde hiçbir belirti ve bulgu görülmeyebileceği gibi hızlı kilo kaybı, kuru öksürük, tekrarlayan ateş veya gece terlemeleri, açıklanamayan yorgunluk, büyümüş koltuk altı, kasık veya boyun lenf bezleri gibi yakınmalar ve bulgular da olabilmektedir.
Bu dönemden sonra hastalık sessiz dönem yani latent döneme girer. Bu dönemde çok yakınma ve bulgu vermeden yıllar içerisinde (2-10 yıl) yavaş yavaş CD4 sayısı tükenmeye ve düşmeye başlar. Yukarıda açıklandığı gibi CD4 sayısı 200’ün altına düştüğünde, kişinin bağışıklık sistemi ciddi şekilde zayıflar ve fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler ortaya çıkmaya başlar.”
Vudalı, HIV tanısı için herhangi bir laboratuvarda kan testi yaptırmanın yeterli olduğunu ifade ederek, “Ülkemizde tüm devlet hastanelerinde HIV testi yapılabilmektedir. Ayrıca pek çok özel hastanede ve laboratuvarda da test yapılmaktadır. Lefkoşa Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi’nde isim vermeden de test yaptırmak mümkündür. Tek yapmanız gereken enfeksiyon hastalıkları uzmanına başvurmaktır” dedi.

Vudalı, hastalığın; “korunmasız oral, anal ve vajinal cinsel ilişki sırasında vücuda girebileceğini, her tip korunmasız cinsel ilişki ile HIV ve diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların bulaşabildiğini” belirterek, şöyle devam etti:
“Ayrıca kan ürünlerinin nakli, ortak enjektör kullanımı, anneden bebeğe, dövme veya piercing ve kaza ile enjektör iğnesinin vücuda batması (HIV pozitif kişinin) ile bulaşabilmektedir.
Ancak HIV, sosyal ilişkilerle, öpüşmekle, sarılmakla, aynı ortamda bulunmakla, aynı çatal – kaşığı, aynı havuzu, aynı tuvaleti kullanmakla, sivrisinek ısırmasıyla, gözle görünür miktarda kan içermedikçe tükürükle veya ter ile bulaşmaz. Kısacası düşünüldüğünün aksine, günlük sosyal ilişkiler ile bulaş olmaz.”

Vudalı, risk gruplarını ve korunma yollarını şöyle sıraladı:

“Korunmasız cinsel ilişki yaşayan ve birden fazla partnerle olanlar, Damar içi ilaç bağımlılığı ve ortak enjektör kullanımı olanlar, HIV pozitif bir kişi ile ilişki yaşayanlar, Görülme sıklığı yüksek bölgelere seyahat eden ya da orada yaşayanlar, Cinsel saldırıya maruz kalanlar, Erkekler arası homoseksüel ilişki yaşayanlar.
Kondom yani prezervatif kullanımı; Cinsel ilişki yoluyla HIV bulaşması cinsel sıvıların cinsel organlara, anüse ağıza ya da açık yaralara teması ile olur. Kondom kullanmak halen HIV’den korunmanın en güvenilir yöntemidir. Ülkemizde, hem erkekler hem de kadınlar için kondom mevcuttur. Cinsel ilişkinin her çeşidinde ve doğru kullanılması halinde bulaş riski %0’a (SIFIR) yaklaşmaktadır. Kondomun son kullanma tarihine, ambalajı açıp kullanırken yırtılmamış olduğuna dikkat etmek önemlidir.
Tedavi almak; HIV pozitif kişilerin güncel tedavilerle başarılı bir şekilde tedavi edilmesi sonrası virüsü bulaştırma riskleri yok denecek kadar azaltılabilmektedir. Partneriniz HIV pozitif ise tedavi alması için ona destek olun.
PrEP (Pre-exposure prophylaxis); 2012 yılından bu yana kullanılan PrEP, HIV bulaş riskini azaltmak için cinsel temas öncesinde alınan bir ilaç rejimidir. Bulaş riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.

PEP (Post-exposure prophylaxis); Türkçede temas sonrası korunma tedavisi olarak da bilinen bu yöntem, potansiyel riskli teması takip eden 2. ila 72. saatler arasında başlanması gereken bir ilaçtır. Kullanımının, 28 gün boyunca kesintisiz olarak devam etmesi gerekir. Bulaş riskini ortalama %80 oranında azaltmaktadır.

Dünya Sağlık Örgütü’nün kronik hastalıklar listesinde olan HIV, 1996’dan bu yana mevcut gelişmiş Antiretroviral (HIV’i baskılayan) ilaç seçenekleriyle kontrol altında tutulabilmektedir. Günümüzün yenilikleri ile artık HIV günlük tek bir tablet ile tedavi edilebilmektedir. Doğru zamanda ilaç tedavisine başlayan HIV pozitif kişiler kaliteli ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirler. Geç HIV tanısı alan ve AIDS evresinde olan kişiler dahi ilaç tedavisiyle sağlıklarına geri kavuşabilmektedir. Hatta günümüzde gelişmiş tıp sayesinde HIV pozitif anneler virüsü taşımayan bebek sahibi olabilmektedir. HIV pozitif kişiler normal aile ve iş hayatlarına devam edebilmektedirler.”
Vudalı, KKTC’de şu andaki uygulamanın, HIV pozitif yabancıların yurtdışına ihraç edilmesi şeklinde olduğunu ifade ederek, “Hiçbir gelişmiş ülkede böyle bir uygulama yoktur. Bu uygulamanın devam etmesi halinde hastalar kan testi yapmaktan kaçınacak ve dolayısıyla hastalığı taşıdığını bilmeyecektir. Hastalığı taşıdığını bilmeyen kişi ise toplum içerisinde bu hastalığı bulaştırmaya devam edecektir. Bu nedenle HIV pozitif yabancıların yurtdışına ihraç edilme kararı tekrar gözden geçirilmelidir” dedi.

Vudalı, eğitim sistemine sağlıklı cinsel eğitim derslerinin konulmasının (cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve korunma yöntemleri) yapılacak en önemli ve ilk adım olduğunu ifade ederek, şöyle devam etti:

“Bunun dışında cinsel yolla bulaşan hastalıkların teşhisi için gerekli test merkezlerinin açılması, ülkeye gelen ve belirli bir sürenin üzerinde kalacak olan risk grubu kişilerin taranması (bulaşmayı azaltmak için en önemli adım hasta olduğunu (teşhisi) bilmektir), spot eğitim bilgilendirme içeriklerinin artırılması, riskli gruplarda sık taramalar yapılması ve ihraç kararının kaldırılmasıdır.
Ayrıca Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi bünyesinde HIV pozitif kişilerin takip ve tedavilerinin yapılabileceği ayrı bir HIV Merkezi oluşturulması bu kişilerin daha düzenli ve kaliteli sağlık hizmeti almasını sağlayacak, ilaç planlanması da dahil birçok ek yarar sağlayacaktır.

Bugün toplum içerisindeki HIV hastalığı ile mücadele etmezsek sayı artmaya devam edecektir.

Devamını oku

Güncel

Ciğerleri Temizleyen Doğal Tarif

Vücuttan, özellikle de akciğerlerden toksinleri atmak sağlığımız için çok faydalıdır. Vücudun ve organların işlevlerini düzgün bir şekilde yerine getirmelerine ve kendimizi daha hissetmemize yol açar.

Akciğerlerin düzgün bir şekilde çalışması sağlığımız ve ruh halimiz için önemlidir. Her gün nefes alıp verirken soluduğumuz mikropları da atabilmek için ara sıra akciğerleri temizlemek gerekir.

Özellikle sigara içenler bu yöntemi ara ara uygulamalı

Aşağıda sunduğumuz temizleme yöntemi 3 gün sürmektedir, ama içerdiği bazı maddeler düzenli kullanım gerektirir.

turmeric with lemon tea

Uygulamanız Gereken 3 Günlük Detoks Nasıl Uygulanmalı Nelere Dikkat Edilmeli?

1- Detoksa başlamadan 2 gün önce süt ve süt ürünleri tüketimini kesin. Vücudun bu ürünlerden aldığı toksinlerden arınmış olması gerekmektedir.

2- Detoksun ilk günü yatmadan önce bir fincan bitkisel çay için. Bu sayede bağırsaklardaki toksinleri atmış olacaksınız. Unutmayın ki detoks sırasında akciğerlere ağır fiziksel aktiviteler yüklememeliyiz.

3- Kahvaltıdan önce 300 ml suya 2 limon sıkın ve için. Ardından 300 ml greyfurt suyu için, eğer tadını sevmiyorsanız aynı miktarda ananas suyu da içebilirsiniz. Bu meyvelerin içerdiği antioksidanlar solumun yolu sistemini geliştirir.

4- Kahvaltı ve öğle yemeği arasında 300 ml havuç suyu için. Bu, 3 günlük detoks boyunca kanınızın alkalize olmasını sağlayacaktır.

5- Öğlen 400 ml potasyum açısından zengin bir meyve suyu için (muz, kayısı, armut olabilir). Bu da içinizi temizleye yarayacak bir tonik görevi görecektir.

6- Yatmadan önce 400 ml yaban mersini suyu için, akciğerlerde enfeksiyona yol açabilecek bakterilerle savaşmaya yardımcı olacaktır.

7- 3 gün boyunca 20 dakikalık rahatlatıcı banyolar yapın çünkü toksinler ter yoluyla vücuttan atılacaktır.

8- Kaynamış bir kap suya 5-10 damla okaliptüs esansı damlatın. Kafanıza bir havlu koyarak kabın içinden nefes alıp verin (aynı buğu septil yapar gibi). Su soğuyana kadar bu işlemi sürdürün.

Devamını oku

Güncel

Hıçkırık Nasıl Geçer? Hıçkırık Neden Olur?

Hıçkırık ansızın ortaya çıkan ve çoğu zaman ciddi bir hastalık olarak kabul görmeyen ancak rahatsız eden bir sağlık problemidir. Genellikle yaşlanmaya bağlı olmayan hıçkırık sorunu genç, yaşlı, kadın, erkek herkeste görülebilmektedir. İşte merak edilen tüm yönleriyle hıçkırık hakkında merak edilenlerden; Hıçkırık neden olur? Hıçkırık nasıl geçirilir? Hıçkırığa ne sebep olur? Hıçkırığa doğal çözüm yolları nelerdir?

HIÇKIRIK TEHLİKELİ Mİ?

Genellikle ciddi bir sağlık sorunu olarak algılanmayan hıçkırık, düşünülenin aksine uzun sürüyorsabeyin ve kalp gibi hayati organlardaki bir problemin habercisi olabilmektedir. Arada bir gelen değil ancak uzun süren (inatçı) hıçkırık kilo kaybı ve yutkunma güçlüğü gibi belirtilerle birlikte yemek borusu kanseri belirtisi olabilir. İşte hıçkırık hakkında merak edilen diğer konular ve tedavi yolları.

HIÇKIRIĞA NE SEBEP OLUR?

Öncelikle hıçkırığın nasıl oluştuğuna değinecek olursak; Hıçkırık, göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran, diyafram adı verilen kasın istem dışı kasılmasıyla, ses tellerinin bulunduğu gırtlak bölgesinin aniden kapanmasıyla oluşur. Bu durumda hıçkırık dediğimiz durum ortaya çıkar. Hıçkırık en basit tanımıyla, diafragmayı etkileyen sinirin uyarılmasıyla meydana gelir.

HIÇKIRIK NASIL GEÇER?

Hıçkırığın bitmesi için karbondioksitin artması gerekmektedir. Karbondioksit oranının artması ve hıçkırığın geçmesi için ise açıklama yapan Uzm. Dr. Şükrü Daloğlu, şu tavsiyelerde bulunuyor;

“Kese kâğıdına soluyarak karbondioksiti alırız, bu şekilde hıçkırığı azaltabiliriz. Kendi halimizde yapılabilecek tek yöntem budur. Çok fazla ve inatçı bir hıçkırığa yakalanılması durumundaysa hekime başvurulmalıdır. Biz, devamlı ve geçmeyen hıçkırıklarda birkaç farklı ilaç vererek, bunu geçiriyoruz. Yapılan bazı bilindik yöntemleri önermiyoruz.

Örneğin; Hıçkırıkta nefes tutmak, soğuk su içmek, ıkınmak, korkmak, dış kulak yolunu tıkamak ve limon içmek yanlış yöntemlerdir ve daha farklı hastalıklara neden olabilir.”

DOĞAL HIÇKIRIK TEDAVİLERİ

Halk arasında yaygın olarak kullanılan ve hıçkırığa kesin çözüm olarak bilinen nefes tutmak, başı ters tutarak su içmek gibi çözümler bazen işe yarasa da tıbbi olarak tavsiye edilmemektedir. Çözüm olarak gösterilen bu yöntemler kişiye göre farklılık göstermektedir. Örneğin bir kişide nefes tutarak hıçkırık geçerken başka bir kişide bu yöntem işe yaramamaktadır.

En doğal çözüm olarak Dr. Daloğlu’nun da belirttiği gibi vücudun karbondioksit oranını dengelemek kesin sonuç olabilir. Bu da kese kâğıdına solumak olarak tanımlanabilmektedir.

HIÇKIRIĞA NEDEN OLAN DURUMLAR

Hıçkırığı ortaya çıkaran etkenler arasında hızlı yemek yiyip hava yutan kişilerde, aşırı gülme ile fazla sigara ve alkol kullanılması, aşırı stresse bağlı hava yutulması gibi organik bir hastalığa bağlı olmayan durumlardaki kısa süreli, geçici hıçkırık meydana gelir. Bir de uzun süreli dediğimiz inatçı diye tabir edilen hıçkırık türü vardır.

HIÇKIRIK TÜRLERİ NELERDİR?

Geçici hıçkırık: Herkeste meydana gelebilmektedir, ansızın ortaya çıkıp kısa sürede geçer. Hayati bir tehlikesi bulunmamaktadır. Yukarıdaki tedavi yöntemiyle geçebilir.

İnatçı hıçkırık: 2 gün ile 1 ay arası süren hıçkırık ise inatçı hıçkırık olarak tanımlanır. Bu tür durumlarda hekime başvurulmalıdır.

Dirençli hıçkırık: 1 aydan uzun süre devam eden hıçkırıklar dirençli hıçkırık olarak tanımlanır. Tedavi alınması şiddetle tavsiye edilir.

Devamını oku

Çok Okunanlar