Takip Edin

Sağlık

Aniden kilo alma nedenleri

Son zamanlarda aniden kilo alıp vermeye başlamış olabilirsiniz: panik yapmayın. Kilo alıp verirken yaşanan küçük dalgalanmalar oldukça normaldir ve endişe edecek bir şey yoktur. Fakat birkaç hafta hatta birkaç gün içinde 2 kilo ya da daha fazla aldıysanız bu durumu ciddiye alabilirsiniz. John Hopkins Weight Management Center’ın idare müdürü Lawrence Cheskin, “Bir erkeğin aniden 2 kilo alması artık bir şeylerin ters gittiğini anlaması gereken andır,” diyor.

Cheskin, 2 kiloya varan dalgalanmaların kadınlarda daha tipik ve normal olduğunu belirtirken, erkeklerde sık rastlanmadığını dile getiriyor ve ekliyor: “Özellikle aylardır ya da yıllardır kilonuz sabitse bu durum dikkate değer.”

Aniden kilo alma nedeninizin ne olduğuna dair kafa karışıklığınız varsa, bu 6 durumdan birini yaşıyor olabilirsiniz.

Çok Fazla Tuz Tüketmek

Sodyum tüketiminin vücuttaki suyun içeride hapsolmasına neden olduğunu söyleyen Cheskin, “Suyun bir ağırlığı ve hacmi vardır. Bu nedenle çok fazla tuzlu yiyecek tüketirseniz, hızlı bir şekilde kilo alırsınız,” diyor.

Başta fastfood restoranları olmak üzere birçok restorandaki yiyeceklerde çok fazla sodyum vardır. Eğer haftasonunuzu evden uzakta geçirdiyseniz ve sürekli dışarıdan yemek söylemek zorunda kaldıysanız, kilo almanızın sebebi bu tarz yerlerden yemek yemek olabilir.

Yeni Bir İlaç Kullanmaya Başlamak

Kilo almaya neden olan çok fazla ilaç olduğunu söyleyen Cleveland Clinic’teki Bariatrik ve Metabolik Merkezi’nde obezite bölümü müdürü W.Scott Butsch, “İlaç kullanımı, obeziteyi meydana getiren sebeplerin yüzde 15’ini oluşturuyor,” diyor.

Butsch, antidepresanların (ssri antidepresanları da dahil) ve kalp ilaçlarının (beta blokerler) bu kategorideki en yaygın iki ilaç olduğunu ancak uyku haplarının, ağrı kesicilerin ve hatta bazı alerji giderici antihistaminlerin bile vücut ağırlığında ufak da olsa artış yaratabileceğini söylüyor.

Sterodilerin, testosteron artıran ilaçların ve supplementlerin de bu listeye eklenebileceğini söyleyen Cheskin, “Bu ilaçlar hormonlarınızı etkiler ve kilo almanız için uygun ortamı oluşturur. Bu gruba reçetesiz satılan ilaçlar ve internetten sipariş edilen takviye besinler de girer,” diyor.

Normalden Daha Fazla Yiyip İçmek

Aslında başlık, oldukça açık. Cheskin, “Normalde tükettiğinizden daha fazla kalorili yiyecek tüketiyorsanız, bu durum birkaç ayda aldığınız 2-4 kiloyu açıklıyor” diyor.

Alkolün de hesaba katılması gereken bir etken olduğunun altını çizen Cheskin, “Alkol de tıpkı yiyecekler gibi kalori içerir. Haftalık yeme alışkanlığınıza kalorili yiyecekler eklediyseniz, kilo almanız çok olasıdır. Bu değişimler kolayca fark edilemeyebilir.

Happy hour’lara katılmanın, hatta daha büyük bir yemek takımı almanın bile farkında olmadan daha fazla kalori tüketmenize neden olacağını söyleyen Cheskin, “Haftada 500 kaloriden fazla tüketiyorsanız, kilo almanız kaçınılmazdır,” diyor.

Az Hareket Etmek

Fiziksel hareketlerinizdeki küçük değişimlerin bile kilo almanıza rol oynadığını söyleyen Cheskin, “İşe gitmek için eskiden yürürken, arabayla gitmeye başlamanızı bu tarz durumlara örnek olarak verebiliriz” diyor.

Eskiden ağırlık kaldırırken bu sporu bırakmanız veya kuvvet antrenmanlarınızı hafifletmeniz de kilo almanıza neden olan bir etkendir. Cheskin, “Kas kütleniz, kalori yakmanızı sağlayan metabolizmanızın hızlı çalışmasına neden olur.

Antrenman programlarınızı ve kas kütlenizin azalmasına neden olan etkenleri gözden geçirin. Cheskin, “Metabolizma hızınızın düşmesi, kilo almanıza neden olur“ diyor.

Yakın Zamanda Kilo Vermek

Kaybolan kilolarımız gittiği yerde kalsa gerçekten çok güzel olurdu. Ancak bu bir hayal.

Butsch, “Vücut ağırlığımız ve yağ oranımız düzenli şekilde işler ve vücut sistemimiz bunu dengede tutmayı sürdürecek şekilde çalışır. Ne yol denerseniz deneyin, hatta zayıflama programınıza sadık kalın, kaybettiğiniz kilolar eninde sonunda geri dönecektir.”diyor.

Bu yüzden son zamanlarda kilo kaybettiyseniz, ister yediğinize dikkat edin ister egzersiz yapın, birazını geri alacaksınız.

Endokrin Bozukluğu

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Sağlık Enstitülerine göre, her beş yetişkinden birinde hipotiroidizm olarak da bilinen tiroidlerin az çalışması sorunu var. Cheskin, bu hastalığın daha çok kadınlarda görüldüğünü söylerken, erkeklerin de hipotiroidi olabildiğini ve bunun önemli ölçüde kilo alıp vermeye sebep olduğunu söylüyor.

Butsch, daha az görülmekle birlikte Cushing Hastalığı gibi hormon bozukluklarının da kilo alınmasına sebep olduğunu söylüyor. Endokrin hastalığınız varsa kilo almak bunun tek belirtisi olmayacaktır. Mayo Clinic’de yayımlanan bir araştırma, bitkinlik, halsizlik, baş ağrısı, sağlıklı düşünememe, depresyon ve sinirlilik de bu hormon bozukluklarının nedenlerinden olduğunu söylüyor.

Sağlık

SONBAHARDA ALERJİ ATAKLARINA DİKKAT

Yabani ot ve çalı polenlerinin ağustos sonu ve eylül ayı başında rüzgarla uzak bölgelere taşınabildiği, bu durumun özellikle alerjisi olan kişilerde astım ve alerjik nezle şikayetlerinde artışa neden olduğu belirtildi.

Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Erişkin Alerji İmmünoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ebru Çelebioğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, alerjik astım, alerjik nezle, ilaç ve deri alerjilerinin sık görülen sağlık sorunları arasında yer aldığını söyledi.

Yapılan çeşitli çalışmalarda, ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde alerji ataklarında artış olduğunun belirlendiğini vurgulayan Çelebioğlu, sonbaharla havaların soğumaya başladığını ve yağışların da etkisiyle nem oranının arttığını ifade etti. 

Polenlerin, alerji ve atakların görülmesindeki en önemli nedenler arasında yer aldığına, bahar mevsiminde de polen hareketliliğinin arttığına işaret eden Çelebioğlu, “Yabani ot ve çalılar, ağustos sonu ve eylül ayı başında polen yapmaya başlıyorlar ve bu polenler rüzgarla uzak bölgelere taşınabiliyor. Polen maruziyeti de alerjisi olan kişilerde astım ve alerjik nezle şikayetlerinde artışa neden olabiliyor.” dedi.

Çelebioğlu, sonbahar mevsiminde atmosferde karşılaşılan polenlere ek olarak, nem ve yağışlar nedeniyle küf mantarı miktarlarının da arttığına dikkati çekti. Özellikle küf ve polen alerjisi olan astım hastalarının dikkatli olması gerektiğini dile getiren Çelebioğlu, şöyle devam etti: 

“Çünkü astım alevlenmesi nedenli hastane yatışları ilkbaharda ve eylül, ekim gibi sonbahar aylarında daha fazla olmaktadır. Sonbahar mevsiminin gelmesiyle solunum yolu viral enfeksiyon sıklığında da artış görülmektedir. Astım tanısı olan hastaların grip aşılarını her yıl aksatmadan yaptırmaları önemlidir. Sonbaharda görülen astım alevlenmelerinin bir nedeni de yazın sıcak havaların etkisiyle ilaç uyumunun bozulması ya da birçok hasta tarafından alerji ve astım ilaçlarının bırakılmasıdır. Astım ve alerjik hastalıklarda tedavi uyumunun önemli olduğu ve ilaçların doktor kontrolünde kesilmesi gerektiği unutulmamalı.” 

“EVDE HAVALANDIRMA ÖZELLİKLE AKŞAM SAATLERİNDE YAPILMALI”

Doç. Dr. Çelebioğlu, alerjen korunma önlemlerine uyulması halinde alerji nedenli şikayetlerin azalacağını belirtti.

Polen alerjenlerinden tamamen korunmanın mümkün olmadığına ancak etkilerinin azaltılabileceğine dikkati çeken Çelebioğlu, “Özellikle yabani ot poleni alerjisi varsa, ilkbahar ve sonbahar gibi polen hareketliliğinin olduğu dönemlerde, mümkün olduğunca pencereler kapalı tutulmalı, açık alanda geçirilen zaman kısıtlanmalı, rüzgarlı günlerde fazla miktarda polen saçılacağından iç ortamlarda bulunulmaya çalışılmalı. Evde havalandırma özellikle akşam saatlerinde yapılmalı, gün içinde camlar kapalı olmalı.” tavsiyesinde bulundu.

Çelebioğlu, polen alerjisi nedenli göz şikayetleri olan hastaların açık alanlarda bulunduklarında gözlerini polenle temastan koruyacak ve maske görevi görecek bir gözlük takabileceklerini belirtti.

Kliniklerinde yürütülen iki çalışmada, polen alerjisi nedeniyle alerjik göz yakınmaları olan hastaların açık alanlarda kullandıkları gözlük sayesinde şikayetlerinin ve ilaç kullanımlarının azaldığını ortaya koyduklarını dile getiren Çelebioğlu, “Bu dönemlerde, camları açık olarak arabada hareket etmek sakıncalı olabilir. Arabalarda ve evlerde kullanılan polen filtreli havalandırma sistemleri, polen temasını engellemektedir ancak bakımı ya da değişimi yapılmayan havalandırma sistemlerinde küf mantarları bulunabilmektedir. Bu durumda da ataklar söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle, havalandırma sistemlerinin mutlaka bakımı yapılmalıdır.” diye konuştu.

Devamını oku

Güncel

ALZAYMIR’DAN KORUNMANIN YOLLARI

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Banu Özen Barut, genetik olarak risk altında olan grupta dahi değiştirilebilir risk faktörlerinin, orta yaştan itibaren kontrol altına alınması ve düzenlenmesinin alzaymır riskini azalttığını bildirdi.
Doç. Dr. Barut, Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalığın orta ileri yaş döneminde görülen, bilişsel işlevlerde yıkılmaya neden olan ve en sık görülen bunama nedeni olduğunu söyledi.
Alzaymırın sinsi başlayan ve ilerleyici bir sorun olduğunu belirten Barut, en önemli belirtisi olan unutkanlığın yaşla birlikte normal kişilerde de görülebildiği için bunun alzaymır belirtisi olup olmadığının ayrımının yapılması gerektiğini ifade etti.
Barut, alzaymırda görülen unutkanlığın özellikle yakın aile bireylerinin ismini, çok sık kullanılan kelimeleri unutma, eşyalarını kaybetme ve eşyaların daha sonra ilgisiz yerlerden çıkması gibi günlük yaşam aktivitelerini olumsuz düzeyde etkileyecek unutkanlıklar şeklinde olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:
“Hastalar bir konu hakkında konuşup kısa süre sonra aynı konuşmayı hiç olmamış gibi tekrarlayabilir. Hastalar gün içinde karşılaşılan problemleri çözmekte zorlanırlar, eskiden kolaylıkla yapabildikleri yemek yapmak, kitap okumak, araba kullanmak gibi aktivitelerde zorlanma ve bu aktivitelerden elini çekme, zaman ve mekanı karıştırma, olayları değerlendirme ve yargılamada problemler yaşama, duygu durumda dalgalanmalar ve kişilik değişiklikleri, içe kapanma ve sosyal ortamlardan çekilme hastalığın başlangıç döneminde görülebilen belirtilerdir. Hastalığın belirtileri zaman içinde ilerleyerek kişiyi bir bakım verene bağımlı hale getirir. Özellikle ilerleyen evrelerde davranışsal problemler ön plana çıkar hastalarda sinirlilik, ajitasyon, şüphecilik, takıntılı davranışlar, uyku bozuklukları gibi problemlerle bakım verenin yükü de giderek artar. Hastalığın tam bir tedavisi olmasa da bazı medikal ve ilaç dışı yöntemler hastalık belirtilerini tedavi edebilmekte ve bu da hasta ve bakım veren kişinin yaşam kalitesini artırmaktadır.”
Son dönemde yapılan araştırmaların özellikle alzaymır olma riskini azaltan yöntemler üzerine odaklandığını dile getiren Doç. Dr. Banu Özen Barut, neden olabilecek risk faktörlerinin değiştirilemeyen ve değiştirilebilir olmak üzere ikiye ayrıldığını kaydetti. Barut, özellikle değiştirilebilir olanların tespit edilip düzenlenmesiyle riskin azalabileceğinin yapılan çalışmalarla desteklendiğine dikkati çekti.
“BAZI İLAÇLAR İLERLEMEYİ YAVAŞLATIYOR”
Değiştirilebilir risk faktörleri arasında diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, metabolik sendrom, obezite, sigara kullanımı, düşük fiziksel aktivite, depresyon, tekrarlayan ciddi kafa travmaları, işitme kaybı, düşük eğitim seviyesi, sosyal etkileşimin düşük olduğu bir yaşamın sayılabildiğini ifade eden Barut, değiştirilemeyen risk faktörlerinin ise yaşlanma, genetik faktörler ve kadın cinsiyet olarak belirlendiğini aktardı.
Barut, “Genetik olarak risk altında olan grupta dahi değiştirilebilir risk faktörlerinin orta yaştan itibaren kontrol altına alınması ve düzenlenmesi alzaymır olma riskini azaltmaktadır. Sonuç olarak fiziksel hareket, sosyal açıdan aktif olmak, stresi azaltmak, sağlıklı beslenme alışkanlıkları, zihinsel fonksiyonları zorlayan aktiviteler ve kaliteli bir uyku alzaymır riskini azaltırken, hastalığın ilerlemesini yavaşlatarak olumlu etkilere neden olmaktadır.” diye konuştu. 
Şu anda hastalığın tedavisinde kullanılan bazı ilaçların hastalığın semptomlarındaki ilerlemeyi ve dizabiliteyi bir nebze de olsa yavaşlattığını vurgulayan Barut, şöyle devam etti:
“Özellikle orta ileri evre alzaymır hastalarında ajitasyon, huzursuzluk ve uyku problemleri gibi davranışsal semptomlar bakıcı yükünü oldukça olumsuz olarak etkilemektedir. Bu tarz yakınmaları olan hastalarda öncelikle hastanın huzursuzluğunu artırabilecek açlık, susuzluk, kabızlık, yorgunluk, cilt problemleri sorgulanmalıdır. Hastalar bilişsel fonksiyonlarındaki problemler nedeniyle kendilerini ifade etmekte yeterli olmayabilirler. Hastalar için konforlu bir yaşam alanı sağlanmalıdır. Hasta ile belli konularda inatlaşmak yerine hastanın ilgisini farklı konulara çekmeye çalışmak bu davranışsal problemlerle başa çıkmada faydalı olabilmektedir. Bu hastalara karşı esnek ve sabırlı olmak davranıştan çok hastaların duygularına odaklanmak da çoğu zaman hasta iletişiminde yardımcı olmaktadır. Hastaları fazla uyaran olan ortamlardan uzak tutmak ya da bu tarz aktivitelerden sonra hastaya dinlenmesi için sakin ortamlar oluşturmak da davranış problemlerini azaltabilmektedir. Tüm bu yöntemlere rağmen devam eden davranış problemlerinde ise ilaç tedavileriyle kontrol altına alınabilmektedir.”
Barut, “Alzaymırın tedavisi ve oluşma riskini azaltmaya yönelik devam etmekte olan 100’ün üzerinde klinik araştırma bulunmaktadır. Hastalığın oluşumundan sorumlu mekanizmalar, beyinde biriken amyloid proteini ve beyin hücrelerindeki bir proteinin aşırı düzeyde fosforile olmasına bağlı ortaya çıkan nöronal dejenerasyon ve tüm bu mekanizmalar sonucu beyin hücrelerinde enflmasyonun artması olarak özetlenmektedir. Gelecekteki tedaviler bu yollar üzerinden etkili olarak hastalığı tedavi etmeyi amaçlamaktadır.” değerlendirmesini yaptı.

Devamını oku

Sağlık

Alzaymırdan korunmak için risk faktörlerini kontrol altına alın

Sağlık Bilimleri Üniversitesi Öğretim Üyesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Banu Özen Barut, genetik olarak risk altında olan grupta dahi değiştirilebilir risk faktörlerinin, orta yaştan itibaren kontrol altına alınması ve düzenlenmesinin alzaymır riskini azalttığını bildirdi.

Doç. Dr. Barut, Dünya Alzheimer Günü dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastalığın orta ileri yaş döneminde görülen, bilişsel işlevlerde yıkılmaya neden olan ve en sık görülen bunama nedeni olduğunu söyledi.

Alzaymırın sinsi başlayan ve ilerleyici bir sorun olduğunu belirten Barut, en önemli belirtisi olan unutkanlığın yaşla birlikte normal kişilerde de görülebildiği için bunun alzaymır belirtisi olup olmadığının ayrımının yapılması gerektiğini ifade etti.

Barut, alzaymırda görülen unutkanlığın özellikle yakın aile bireylerinin ismini, çok sık kullanılan kelimeleri unutma, eşyalarını kaybetme ve eşyaların daha sonra ilgisiz yerlerden çıkması gibi günlük yaşam aktivitelerini olumsuz düzeyde etkileyecek unutkanlıklar şeklinde olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti:

“Hastalar bir konu hakkında konuşup kısa süre sonra aynı konuşmayı hiç olmamış gibi tekrarlayabilir. Hastalar gün içinde karşılaşılan problemleri çözmekte zorlanırlar, eskiden kolaylıkla yapabildikleri yemek yapmak, kitap okumak, araba kullanmak gibi aktivitelerde zorlanma ve bu aktivitelerden elini çekme, zaman ve mekanı karıştırma, olayları değerlendirme ve yargılamada problemler yaşama, duygu durumda dalgalanmalar ve kişilik değişiklikleri, içe kapanma ve sosyal ortamlardan çekilme hastalığın başlangıç döneminde görülebilen belirtilerdir. Hastalığın belirtileri zaman içinde ilerleyerek kişiyi bir bakım verene bağımlı hale getirir. Özellikle ilerleyen evrelerde davranışsal problemler ön plana çıkar hastalarda sinirlilik, ajitasyon, şüphecilik, takıntılı davranışlar, uyku bozuklukları gibi problemlerle bakım verenin yükü de giderek artar. Hastalığın tam bir tedavisi olmasa da bazı medikal ve ilaç dışı yöntemler hastalık belirtilerini tedavi edebilmekte ve bu da hasta ve bakım veren kişinin yaşam kalitesini artırmaktadır.”

Son dönemde yapılan araştırmaların özellikle alzaymır olma riskini azaltan yöntemler üzerine odaklandığını dile getiren Doç. Dr. Banu Özen Barut, neden olabilecek risk faktörlerinin değiştirilemeyen ve değiştirilebilir olmak üzere ikiye ayrıldığını kaydetti. Barut, özellikle değiştirilebilir olanların tespit edilip düzenlenmesiyle riskin azalabileceğinin yapılan çalışmalarla desteklendiğine dikkati çekti.

“BAZI İLAÇLAR İLERLEMEYİ YAVAŞLATIYOR”

Değiştirilebilir risk faktörleri arasında diyabet, hipertansiyon, dislipidemi, metabolik sendrom, obezite, sigara kullanımı, düşük fiziksel aktivite, depresyon, tekrarlayan ciddi kafa travmaları, işitme kaybı, düşük eğitim seviyesi, sosyal etkileşimin düşük olduğu bir yaşamın sayılabildiğini ifade eden Barut, değiştirilemeyen risk faktörlerinin ise yaşlanma, genetik faktörler ve kadın cinsiyet olarak belirlendiğini aktardı.

Barut, “Genetik olarak risk altında olan grupta dahi değiştirilebilir risk faktörlerinin orta yaştan itibaren kontrol altına alınması ve düzenlenmesi alzaymır olma riskini azaltmaktadır. Sonuç olarak fiziksel hareket, sosyal açıdan aktif olmak, stresi azaltmak, sağlıklı beslenme alışkanlıkları, zihinsel fonksiyonları zorlayan aktiviteler ve kaliteli bir uyku alzaymır riskini azaltırken, hastalığın ilerlemesini yavaşlatarak olumlu etkilere neden olmaktadır.” diye konuştu.

Şu anda hastalığın tedavisinde kullanılan bazı ilaçların hastalığın semptomlarındaki ilerlemeyi ve dizabiliteyi bir nebze de olsa yavaşlattığını vurgulayan Barut, şöyle devam etti:

“Özellikle orta ileri evre alzaymır hastalarında ajitasyon, huzursuzluk ve uyku problemleri gibi davranışsal semptomlar bakıcı yükünü oldukça olumsuz olarak etkilemektedir. Bu tarz yakınmaları olan hastalarda öncelikle hastanın huzursuzluğunu artırabilecek açlık, susuzluk, kabızlık, yorgunluk, cilt problemleri sorgulanmalıdır. Hastalar bilişsel fonksiyonlarındaki problemler nedeniyle kendilerini ifade etmekte yeterli olmayabilirler. Hastalar için konforlu bir yaşam alanı sağlanmalıdır. Hasta ile belli konularda inatlaşmak yerine hastanın ilgisini farklı konulara çekmeye çalışmak bu davranışsal problemlerle başa çıkmada faydalı olabilmektedir. Bu hastalara karşı esnek ve sabırlı olmak davranıştan çok hastaların duygularına odaklanmak da çoğu zaman hasta iletişiminde yardımcı olmaktadır. Hastaları fazla uyaran olan ortamlardan uzak tutmak ya da bu tarz aktivitelerden sonra hastaya dinlenmesi için sakin ortamlar oluşturmak da davranış problemlerini azaltabilmektedir. Tüm bu yöntemlere rağmen devam eden davranış problemlerinde ise ilaç tedavileriyle kontrol altına alınabilmektedir.”

Barut, “Alzaymırın tedavisi ve oluşma riskini azaltmaya yönelik devam etmekte olan 100’ün üzerinde klinik araştırma bulunmaktadır. Hastalığın oluşumundan sorumlu mekanizmalar, beyinde biriken amyloid proteini ve beyin hücrelerindeki bir proteinin aşırı düzeyde fosforile olmasına bağlı ortaya çıkan nöronal dejenerasyon ve tüm bu mekanizmalar sonucu beyin hücrelerinde enflmasyonun artması olarak özetlenmektedir. Gelecekteki tedaviler bu yollar üzerinden etkili olarak hastalığı tedavi etmeyi amaçlamaktadır.” değerlendirmesini yaptı.

Devamını oku

Çok Okunanlar

Copyright © 2017 Gazetda Haber Sitesi