Takip Edin

Güncel

Muratağa katliamından sağ kurtulan Şafak Nihat: 13 yaşındaki çocuk gözüyle yaşadıklarını ve tanıklık ettiklerini anlattı

 Köy sessizleşmişti… Ortada kimseler yoktu. Zaten 100 civarında insan yaşıyordu ama o günden sonra onlardan başkası kalmamıştı. Önce “herhalde esir alındılar” diye düşündüler. Birleşmiş Milletler Barış Gücü’ne soruldu, “esir kamplarında yoklar” yanıtı geldi. Köyün üst bölümünden Mağusa ana yoluna kadarki tarlalara bakıldı hemen… Ancak ne sağ, ne de ölü olarak izlerine rastlanabildi. Ta ki, küçük Şafak, çoban amcasına yardım ederken gittiği çöplükteki tuhaflığı fark edinceye kadar…

“O gün oradaki kötü koku hâlâ burnumdan gitmiyor” diyor. Ve çizgili pijamalı arkadaşının kolunu görünce felaketi anlıyor… Bazı yerleri piramit görünümü almış çöplükteki toprağın altında 89 cansız beden vardı!

Savaşın kötü izler bıraktığı acılı coğrafyalardan biri olan Kıbrıs’ta, 1974’te soykırım yaşanan Muratağa, Atlılar ve Sandallar köylerinde hayat, bir daha eskisi gibi olmadı. 89’u Muratağa ve Sandallarlı olmak üzere 126 kişi, 14 Ağustos 1974’te katledildi, iki çukura atıldı. En küçüğü 16 günlüktü, en yaşlısı ise 95 yaşında… Şafak Nihat’ın sınıf fotoğrafındaki arkadaşlarının tümünün mezar taşlarında ölüm tarihleri “14 Ağustos 1974” yazıyor. Üç köydeki evler o günden sonra kapkaranlık… Esir alınıp önce Mağusa’ya ardından Limasol’a götürülen eli silah tutacak yaştaki erkekler ve köyde saklanan 7 kişi dışındaki herkes öldürüldü.

Öğretmen Şafak Nihat, Muratağa’daki katliamdan köyde olduğu halde kurtulabilen 7 kişiden biri. O günlerde henüz 13 yaşında.  5 çocuklu ailenin en küçüğü. Babası, hem İngilizcesi iyi olan hem de kendini birçok konuda geliştirmiş, saygın bir ilkokul öğretmeni, Hasan Nihat… O zamanlarda köy öğretmenleri aynı zamanda imamlık da yaptığı için “hoca” da deniyor. Hasan Nihat, birçok köyde öğretmenlik yapmış, son olarak Boltaşlı’dan 1972’de emekli olmuş. Anne Nezihe hanım, 5 çocuğunu en iyi şekilde yetiştirmek için çırpınan bir ev hanımı.

KORKU DOLU GÜNLER

Toplu katliamın yaşandığı Muratağa’da katliam çukurunu bulan Şafak Nihat, Muratağa, Atlılar ve Sandallar köyünde 1974’te bir grup Kıbrıslı Rum askerinin katlettiği 126 kişinin acısını taşıyor. O günler için “korku dolu günlerdi” diyor.

O yıllarda 100 civarında Kıbrıslı Türk nüfusuyla Muratağa, bir kısmı toprak sahibi olup kendi işini yapan bir kısmı da Rumların yanında işçi olarak çalışan orta düzey insanların yaşadığı bir Türk köyü…

Şafak Nihat, Muratağa’nın özellikle Alaniçi’ndeki Kıbrıslı Rumlarla sınırlı da olsa ilişkisi olduğunu ama kendilerinin pek de teması bulunmadığını belirtiyor.

Babası öğretmenlikten emekli olunca köye temelli yerleştikleri 1972’den sonra Muratağa İlkokulu’nda eğitim görmeye başlamış. Köydeki günler bisiklet sürüp, futbol ve saklambaç oynayarak, kuş lastiğiyle avlanarak geçermiş. “Daha iyisini bilmediğimiz için, o günler bizim için mutlu ve huzurluydu” diyor.

15 Temmuz 1974’teki darbe, köyde de tedirginlik yaratmış. Şafak Nihat, sonrasını şöyle anlatıyor:

“’Babutsaların içine iki Rum saklandı. Makariosçu Rumlardı’ diyorlardı. 20 Temmuz’da Rumlar tüm köylülerimizi Piperestorana’daki (Alaniçi) ilkokula götürdü. Sandallar ve Atlılar köylüleri de oraya getirilmişti. Akşama doğru bir askeri cip geldi. Söylenene göre Yunanlı subaylarmış. Onunla bizi ilkokula götürenler arasında yüksek sesli bir tartışma oldu. Hemen sonra, kadın ve çocukları köye gönderdiler, erkekler ise orada kaldı. İki abimle babam orada kaldı. Bir abim Türkiye’de üniversitedeydi. Annem, ablam ve ben köye döndük. İlkokulda tuttuklarını daha sonra Mağusa Karakol bölgesindeki kampa götürdüler. İleriki günlerde babam, silah kullanamayacak durumdakileri ve ihtiyarları bıraktıkları için köye dönebildi.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Tatar: Orta vadeli hedefimiz her yıl 5 milyar TL yatırım ve yüzde 5 büyüme

“ISTIRAPLI GÜNLER… ELİMİZ KOLUMUZ BAĞLANMIŞTI… BABAM PENCEREYİ AÇMAMIZA İZİN VERMEZDİ”

20 Temmuz ile 14 Ağustos arasındaki günleri “benim için ıstıraplı günlerdi” diye tanımlıyor Şafak Nihat. “Elimiz kolumuz bağlanmıştı. Çocuk da olsak korku içindeydik. Yaz günü özellikle geceleri kapılar pencereler kapalıydı. Vantilatör bile yoktu. Köye elektrik yeni gelmişti sadece buzdolabımız vardı. Terlerdik, ‘baba pencereyi açalım’ derdik, babam ‘hayır’ karşılığını verir, hiç açtırmazdı. O günlerde ara sıra silah sesi duyardık ama yapacak bir şey yoktu. Gizleneceğimiz orman falan yoktu, köyümüzün dört tarafı açıktı. Sonradan duyduğumuza göre, Rumlar köyün girişindeki kahveye gelir, çaldıkları hayvanlardan kebap yapar yer içer havaya ateş açardı. Bu dönemde ara sıra Barış Gücü de gelirdi köye, durumumuza bakmak için… Bir gece Tavukçu Mehmet adlı adam bize geldi. Babama bir şeyler anlattı. Ne yaşamışsaydı çok korkuyordu, titriyordu. O gece bizde kaldı. Babam Barış Gücü’ne adamın hasta olduğunu söyleyerek Mağusa’ya gitmesini sağlamıştı. O sayede katliamdan kurtuldu.”

Gündüzleri köydeki evlerin kapılarını açsalar da insanlar korkudan köyden çok uzaklaşmıyorlardı.

14 AĞUSTOS 1974

Şafak Nihat, Muratağa’da 14 Ağustos’ta neler olduğunu, belleğinde kalanlarla şöyle anlattı:

“Güneş batarkenden yatır, doğarkenden kalkardık. O gün de erken kalkmıştık. Uçak sesleri duyduk. Babam radyodan haber dinlemeye meraklıydı. Korku dolu bir bekleyişti, her an Rumlar gelip bizi alacak diye korkuyorduk. Çok güçlü iki silah sesi duyduk, evin ve avlunun içinde hepimiz bir tarafa dağıldık.

Köyün girişinde, Tavukçu Mehmet’in kayınpederinin evi ve ağılı vardı. Sonradan öğrendiğime göre, Rum askeri ona ‘hade gene otobüse gidiyoruz’ demiş. Nereye? ‘İlkokula’… Oysa doğrudan ölüm çukuruna götürüldüler. Şimdi rahmetlik olan o adam, Rum askerine ‘yürüyün gidin, ben sizinle gitmem, hayvanlarımı yedireceğim’ diye karşı koymuş. O anda onu iki el ateşle öldürmüşler. Duyduğumuz silah sesi oydu.

Babam samanlığa gidip gömüldü, kafasına da kutu geçirdi. Annem, ablam ve ben, aşevi dediğimiz odaya gittik, annem eski Karpaz şöminesinin altına girdi. Yanında iki tane pilin dediğimiz saman ve çamurdan (kerpiç) yapılmış varil vardı. İçine burçak, havetta, buğday doldurulurdu ve altında kapısı vardı içindeki ürünün kolay dökülmesi için…. Halen duruyorlar. Birinde havetta vardı öteki boştu. Kız kardeşim boş olana girdi. İçinde havetta olan varilin üstünde tahtalar, daha da üstünde nenemin bakır tencereleri vardı. Ben de onun içine girdim, havettanın içine gömüldüm, üstüne gene tahtaları koydum. Tüm bunlar güneş yeni doğarken oldu.

O ağustos sıcağında kan ter içinde tahminim saat 10.00’a kadar öyle kaldık. Sonradan kıpırdanışlar duyardım. Belki annem nerede olduğumuzu gördü diye düşünüyordum. Annem bacanın içinde oturuyordu. Bir gürültü duyduk, kapılar kırıldı. -Hatta babam o kapıyı uzun yıllar tamir ettirmedi.- Rumlar Hasan Nihat ailesinin ortada olmadığını biliyor. Bizi arıyorlar.  Olduğumuz odanın kapısı açıldı, varildeki küçük delikten ışık girdi.

“‘ALLAHIM NE OLUR BU GELEN, KALBİMİN SESİNİ DUYMASIN’ DEDİM”

O sırada kalbim çok hızlı atıyordu. İçimden, ‘Allahım ne olur bu gelen, kalbimin sesini duymasın’ dediğimi hatırlıyorum. Bunu her anlattığımda tüylerim diken diken olur.

Gelen kişi biraz dolanıp kaçtı. Kısa süre sonra bir başkası geldi, o da bakınıp gitti. O ilk gelen almış bir sepet fırlatmış. Benim varilin üstü kapalı, ablamınki açık ve ablam en dibe çökmüş. Rum’un fırlattığı sepet ablamın başına vurmuş. Sonra çekip gitmiş. Bizi farketmediler.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Kıbrıs İçin AB'den Türkiye'ye Yaptırım Kararı

Bir süre sonra sessizlik olunca -bunu daha sonra annem anlattı, ben hatırlamıyorum-dışarıya çıkmışım ‘şaarrr’ diye bir ses duyulmuş, annem de önündeki engeli kaldırıp bakmış, ben tişörtümü çıkarıp sıkmışım. O su sesi, ondanmış. Korkudan ve sıcaktan o kadar terlemişim.

Ara sıra sürünerek yerimizden çıkıyor mutfağa gidip su içiyor, buzlukta kalanlardan atıştırıp gene saklanıyorduk.

Akşam üstü bir gıcırtı sesi duyduk. Kerpiç evdeki yuf deliğinden baktık. Amcamın evi de yan taraftaydı. Amcam su çekerdi ve çıkan ‘gıy gıy gıy’ sesleri ondan gelirdi. Annem ‘git bak bakalım amcana’ dedi. Sürünerek duvardan geçip gittim, her yere baktım, odalarda, samanlıkta kimse yok. Kapısı kapalı olan bir odanın kapısını açtığım anda amcamı elinde baltayı havaya kaldırmış, vurmaya hazır şekilde gördüm. Korku içinde, terlemişti. Beni görünce küfredip ‘neden sen olduğunu söylemiyorsun’ diye azarladı. İyi ki kafama baltayı yemedim!

Amcamın evin arkasında harnupluk, ortada da mağaramsı bir çukur vardı. Torunuyla birlikte orada olduğu için kurtulmuşlar, sonra samanlığa geçmişler.

Anneme durumu anlatınca, onların olduğu yere gitmemizi istedi. Diğer amcamın evi de onun yanındaydı ve o sırada orada kimse yoktu. Daha iyi saklanabilmek için annem, kız kardeşim, ben, amcam, yengem ve torunları oraya geçtik.

Annemin anlattığına göre, o akşam ya da ertesi gün, babam çıkıp bizi ararmış yüksek sesle de çağırırmış. Annem ona orada olduğumuzu söylemiş ve yine herkes kendi yerine gidip saklanmış.

Yaklaşık 6 gün böyle kaldık. Dünyadan bihaber! Ses çıkarmamaya çalışırdık. Gizlice bizim evin ve amcamın evin buzdolabındakileri yiyerek ve kuyudan su içerek hayatta kaldık. Biraz da bolibif vardı.

Bu sürede silah sesleri de duyardık.”

TÜRK ASKERİ KÖYE GELİR, MANDIRALAR AÇILIR

Ağustos sıcağında korku dolu günler sürerken köyde kalan az sayıdaki kişi, mandıraların kapılarının açıldığını fark eder. Günlerdir aç kalan hayvanların yiyecek bulması için bu kapıları açanın köye gelen Türk askeri olduğunu yine Şafak Nihat tespit eder.

“Babam bana ‘Git bak bakalım Barış Gücü mü Türk askeri mi’ dedi. Gittim baktım, Türk askeri. Koşup babama haber verdim. Rahmetli babam sevinçle ‘her gördüğü askere sarılıp öptü.”

Köye gelenlerden rütbeli bir asker, köylülerin yaşadığı acıyı dinleyince ‘Burada kalamazsınız, sizi benim birliğime götüreyim’ diyerek onları Akova’daki topçu birliğine götürür. Bir gece orada kalan Nihat ailesi daha sonra yeniden köye döner.

KÖY BOMBOŞ

Döndüklerinde bomboş bir köy vardır. Muratağalı Şafak Nihat, o andan sonra neler yaşadıklarını anlatıyor:

“Köylüler nerede diye soruyoruz, yok… ‘Esirdirler herhalde’ diyoruz. BM ile iletişime geçilmiş, ‘çocuk, kadın, yaşlı esir yok’ cevabı alınmış. Bunun üzerine ‘herhalde öldürülüp gömüldüler’ düşüncesi dolaşmaya başladı. Bizden önce Atlılar’da toplu mezar bulunmuştu. Bizim köye de 8-10 kamyon dolusu Türk askeri geldi. Köyün güneyine doğru, Mağusa yoluna kadarki arazide yoğun bir arama yaptılar ama bir şey bulamadılar.”

Savaş günlerinde birçok hayvan başıboş kalınca eşekler, Muratağa’da küçük Şafak’ın da oyun aracı olmuş. Daha önce binmeyi bilmese de artık eşeğe binip, kovboyculuk oynamaya başlamış. Çoban olan amcasına yamaklık yapıyormuş.

ÇÖPLÜKTEKİ KATLİAM ÇUKURU

Şafak Nihat, amcasıyla koyunları otlatırken, Rumlarca katledilen 89 köylüsünün cesetlerinin bulunduğu katliam çukurunu rastgele fark ettiği o acı anı hiç unutamıyor:

“Koyunları hep önce ön tarafta otlatırdık. Katliam çukurunu fark ettiğim çöplük, köyün, daha önce arama yapılmayan kuzey doğusundaki bölgedeydi. O gün, amcam rastgele koyunları o tarafa yönlendirince, bana da çöplüğe gidip oynamak için fırsat doğdu. Önceden de çöplükte bulduğumuz akü parçalarıyla oynardık. Eşeğime atlayıp hemen çöplüğe gittim. Çöplükteki manzara hoş değildi! Piramit yapılar ve ağır bir koku vardı. Piramit yığıncıklarına yaklaşınca bir çocuğun çizgili pijamalı kolunu fark ettim, o zaman felaketi anladım. ‘Demek ki aradığımız köylülerin akıbeti burada’ deyip dörtnala amcama gittim. Amcam da geldi, kontrol etti ve bana ‘Koş babana haber ver’ dedi. Hemen köye gidip babama olanları anlattım. Babamla traktörle, Dörtyol’da şu anda polis karakolu olan yerdeki askeri birlik karargahına gidip durumu anlattık. Ondan sonra çukur açıldı ve köylülerin cansız bedenleri çıkarıldı.”

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Amcaoğlu: Kimsenin kimseye kıyak geçtiği yok

Küçük olduğu için katliam çukurunun açılması sırasında olay yerinde durmasına izin verilmese de Şafak Nihat, tanık olduğu her an, artık yaşamayan bedenleri tanıdı. Hepsi de arkadaşları, akrabaları, köylüleriydi. Gençlerin cesetlerinin telle sarılmış olduğunu, bazı cesetlerin kafatasında kurşun delikleri gördüğünü, saçlarından ve elbiselerinden, yakılmış olduklarını anladıklarını acıyla anlatıyor Nihat…

Şafak Nihat, defin işlemlerinde bulunmadığını ancak orada olan babasının anlattıklarına göre katliam çukurundan 89 kişinin cesedinin çıkarılıp şehitlikte topluca gömüldüğünü anlattı. Çukurdan çıkan ancak köyden biri olmadığı tespit edilen bir cesedin kimliği ise meçhul kalmış. Bunun komşu Rum köydeki dozer sahibi bir kişi olabileceği düşünülmüş.

“O GÜNDEN SONRA HAYAT DEĞİŞTİ… TRAVMAYDI”

Yaşadıkları büyük acının getirdiği travma ve o günden sonra hayatlarının nasıl değiştiği konusundaki sorular üzerine Muratağalı öğretmen Şafak Nihat, şunları söyledi:

“O günden sonra muhakkak hayatımız değişti. Büyük bir travmaydı. Biz köyde yaşamaya devam ettik ama köye 1985’lere kadar kimse gelip yerleşmedi. Köyden esir olanlar, olup biteni öğrenmişler. Esir değişimi olup da kuzeye döndüklerinde o acı üzerine köye gelemediler. Onlara Dörtyol’da ev verildi, sonra yıllar sonra tekrar köye dönenler oldu.

Eğitim hayatım olumsuz etkilendi, notlarım düştü. İlkokul sınıfımdaki tüm arkadaşlarım öldürülmüştü.”

Şafak Nihat, katliamın ardından Gazimağusa Namık Kemal Lisesi’nde ortaokul ve liseyi bitirip, Ankara Gazi Eğitim Fakültesi’nde eğitim gördü. Helen Minareliköy Şehit Mehmet Eray İlkokulu’nda öğretmenliğe devam ediyor.

“ZOR GÜNLERİ BABAMIN GÜCÜYLE ATLATTIK”

Savaş ve köylerindeki katliam sonrasında herhangi bir psikolojik destek görmediklerini belirten Şafak Nihat, o zor günleri aydın ve güçlü kişiliği yanında dindar olan babasının yardımıyla atlattıklarını söyledi.

“Babam dini felsefeyi çözümlemiş bir adamdı. Bağnaz değildi, tam bir Kıbrıs Müslümanıydı. Beş vakit namaz kılmazdı ama her cuma camiye gider, dualarını okurdu.” 

“KIBRIS, İKİ TOPLUMA KÜÇÜK GELMEMELİ… GENE BARIŞ OLABİLİR”

Bu kadar acıyı yaşamış bir Muratağalı olarak Şafak Nihat’ın yaşananlara ve Kıbrıs sorununa ilişkin yorumu ise şöyle:

“Bu kadar darbe yememize rağmen ben yine de olaya iyimser bakıyorum. Bu soykırımı, bir azınlığın yaptığını görüyorum, buna inanıyorum ama bu azınlık da günü geldiğinde bütün Rum toplumunun ağzını kapatıyor ve bu azınlığın dedikleri oluyor. İş, Türk-Rum, Müslüman-Hristiyan konusuna geldiğinde, aşırı milliyetçi bu grup Rum toplumunu arkasından sürüklüyor. Kıbrıslı Rumların çoğunluğunun da bizler kadar temiz ve dürüst olduğunu biliyorum. Gene barış olabilir diye düşünüyorum memlekette… Kıbrıs adası iki topluma küçük gelmemeli.”

Haber: Özgül Gürkut Mutluyakalı – Fotoğraf: Rahme Çiftçioğlu+Şafak Nihat’ın arşivi +TAK arşivi

Güncel

Rum “iç cephesi paramparça”

 Berlin’de 25 Kasım’da gerçekleşecek üçlü göçüşme, Genel Sekreter’in Kıbrıs geçici özel danışmanı Jane Holl Lute’un cumartesi günü yapacağı ziyaret, Türkiye’nin şu anda beşli konferansa katılmadaki isteksizliği ve AB’nin Doğu Akdeniz’deki faaliyetleri nedeniyle Türkiye’ye karşı yaptırım kararının yarın sabah toplanacak Rum Ulusal Konseyi’nin başlıca gündem konuları olması bekleniyor.

Fileleftheros, Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis’in  yukarıda sayılan bütün konulardaki gelişmemeleri aktarması ve Rum tarafının önündeki verilere dair  bir değerlendirme yapması beklenen yarınki toplantı öncesinde siyasi partilerin gelişmelere dair mesajlarına “Başkan’a Baskı Yapıyorlar” başlığıyla yer verdi.

Gazete, yarınki Konsey toplantısının Anastasiadis hükümeti ile AKEL arasında Kıbrıs sorunu  odağında devam etmekte olan sürtüşmenin gölgesinde gerçekleşeceğine dikkat çekti.

Habere göre, AKEL Genel Sekreteri Andros Kiprianu’nun Anastasiadis’ten -Rum kamuoyuna da yansıyan-  Rum yönetiminin Berlin üçlü görüşmesinden beklentisinin düşük olması ve İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın, Anastasdiadis’in kendisine Berlin’den özlü bir şey beklemediğini söylediği açıklaması ile ilgili izahat istemesi bekleniyor.

AKEL Basın Sözcüsü Stefanos Stefanu dün “şu anda hükümet AKEL’e saldırmaya odaklanmak yerine 25 Kasım’daki kritik görüşmeye hazırlansın daha iyi. Bizim taraf haklı davamızı ancak net tezler, uzlaşılanlarda sarsılmaz  tutarlılık ve yapıcı ruh ile zırhlandırabilir ve Türkiye’nin gerçek niyetini ortaya çıkarabilir” dedi.

DİKO Başkanı Nikolas Papadopulos “Türkiye’nin tavrından, bu görüşmenin (Berlin) müzakerelerin yeniden başlaması için adımları hazırlamak dışında bir şey olacağı anlaşılıyor. Üstünkörü ve gerekli ön hazırlık olmadan, varacağı sonucun şüpheli olduğu bir üçlü görüşmeye sürükleniyor olduğumuzu görmek çok kaygı verici. Her şey yeni bir çıkmaza sürüklendiğimizi gösteriyor” ifadelerini kullandı.

EDEK Başkanı Marinos Sizopulos Anastasiadis’in yapacağı bilgilendirmeyi beklediklerini ve kendisine, bu görüşmelere büyük bir dikkat, ağırbaşlılıkla katılması, ama özellikle de maceralara sürükleme ihtimali olan herhangi bir prosedüre katılmaması tavsiyesinde bulunacaklarını söyledi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Cuma ve cumartesi yer yer sağanak veya gökgürültülü sağanak bekleniyor

Dayanışma Hareketi Berlin üçlü görüşmesinin “ötenaziye gitmekte olduğu, Anastasiadis’in DİSİ ve AKEL’in Rum halkını manipüle ettiği” görüşünü ortaya koydu, şunları ekledi: “Berlin üçlü görüşmesinden hiçbir perspektifi olmadığını düşünüyor ve Ulusal Konsey toplantısında Başkan Anastasiadis’in, Kıbrıs sorununda bundan sonra atılacak adımlar hakkında bilgilendirmesini bekliyoruz.”

Ekologlar Başkanı Yorgos Perdikis’in Konsey toplantısında, Kıbrıs sorunundaki gidişatın belirlenmesiyle ilgili stratejik planlama önerisi sunması bekleniyor.

Türkiye’yi kınama ortak açıklaması önerisini yarınki Konsey’de yeniden gündeme getireceği kaydedilen Vatandaşlar İttifakı Başkanı Yorgos Lillikas  “bu kez  herkesin zamanın ne kadar kritik olduğunu, vatanımızın ve halkımızın iyiliği için ciddiyet ve sorumluluk içerisinde davranması gerektiğini hepimizin anlamasını diliyorum” dedi.

Demokratik Cephe ise, yarınki Konsey toplantısında, iç cephenin sağlam ve taleplerin ortak olduğu mesajı verilmesi arzusunu dile getirdi.

Politis, haberi “Cephe Paramparça… Berlin Üçlü Görüşmesine Kadar ‘Ateşkes’ Arayışı… Berlin Üçlü Görüşmesi Işığı Altında Ulusal Konsey’e 24 Saat Kala İç Cephe Kırılıp Bin Parçaya Ayrılmış Cama Benziyor”  başlık ve spotlarıyla aktardı.

Haberde, Anastasiadis  hükümeti ve DİSİ’nin alenen, Berlin üçlü görüşmesi ışığı altında bütün bir iç cephe arzusunu iletmesine rağmen  AKEL’e ve Anastasiadis’in icraatlarını ve kullandığı söylemi eleştirenlere karşı çıktıklarına dikkat çekildi

Gazeteye göre dünkü açıklamasında “DİSİ içinde bulunulan zamanın ciddiyetinin ve 25 Kasım görüşmesinin ne kadar kritik olduğunun bilincindedir” diyen DİSİ Basın Sözcüsü “AKEL’in, Başkan Anastasiadis’i darbeleme hedefli çabası Kıbrıs Rum tarafının müzakerecilik pozisyonunu da darbeliyor” dedi.

Alithia, haberi “Ulusal Konsey’in Yarınki Toplantısı ve Türkiye’nin Niyetlerine Dair Bilgiler Işığı Altında Birlik Çağrıları ve Üçlü Görüşmeyle İlgili Fısıltılar” başlığıyla aktardı.

Gazete, Rum Ulusal Konsey toplantısı ve Türkiye’nin bu aşamada beşli konferansa katılmakta isteksiz olduğu yolunda sızan bilgiler ışığı altında DİKO, EDEK ve Dayanışma Hareketi’nin, Berlin’de yapılacak üçlü görüşmenin yararı ve müzakerelerin yeniden başlaması çabalarının sonuç vereceği  konusunda şüphe belirttiğini, DİSİ ile AKEL’in de aralarındaki çatışma devam ediyor olmasına karşın üçlü görüşmeye ve müzakerelerin en kısa zamanda yeniden başlamasına tam desteklerini yinelediklerini yazdı. 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  2 ölümlü kazada sürücü taburcu oldu, mahkemeye çıkarıldı: İşte karar

Devamını oku

Güncel

Üç kilo hintkeneviri ele geçirildi

Güney Kıbrıs’ta Derinya bölgesinde şüpheli bir aracı durduran Rum polisi, araştırmaları sonucunda yaklaşık 3 kilo hintkeneviri türü uyuşturucu madde ele geçirdi.

Politis ve diğer gazeteler, Rum polisinin Pazar günü öğleden sonra Derinya bölgesinde yolda ilerleyen bir aracı, lastiklerine ateş açarak durdurduğunu ve araçta yaptığı aramada eser miktarda hintkeneviri ve kokin türü uyuşturucu madde ele geçirdiğini yazdılar.

Haberde, polisin araçta bulunan iki kişiyi tutukladığı ve bu iki kişinin olay öncesinde görüldükleri bir çiftlikte yapılan aramada ise 3 kilo hintkeneviri tipi uyuşturucu madde bulunduğu belirtirken, uyuşturucu maddenin bulunduğu çiftliğin 44 yaşındaki sahibinin de tutuklandığı aktarıldı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Cuma ve cumartesi yer yer sağanak veya gökgürültülü sağanak bekleniyor
Devamını oku

Güncel

“Sağlık Bakanı ve Maliye Bakanı’nı sözlerinde durmaya davet ediyoruz”

 KAMUSEN, sağlıktaki “ek çalışma” ile ilgili sorunun tüm sözlere rağmen çözümlenemediğini savunarak, “Sağlık Bakanı ve Maliye Bakanını sözlerinde durmaya davet ediyoruz” dedi.
KAMUSEN Genel Sekreteri Özgür Kıdrışlıoğlu yazılı açıklamasında, sendika olarak yaz aylarında Sağlık Bakanı Ali Pilli ile ek çalışma ödemeleri konusunda toplantı yaptıklarını, ayrıca Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu ile de görüştüklerini kaydetti. 
Bu görüşmelerde sağlık çalışanlarının ödemelerinin yapılacağı sözünü aldıklarını ifade eden Kıdrışlıoğlu, bu konuda grev de yaptıklarını, ancak ek çalışma ücretlerinin ödeneceğinin bildirilmesi üzerine grevi askıya aldıklarını ancak verilen sözlerin havada kaldığını savundu. 
Sağlık Bakanlığına eleştirilerde bulunan Kıdrışlıoğlu, şöyle dedi:
“Anayasanın 49.(3) maddesine göre angarya çalıştırma suçtur ve Sağlık Bakanının kendi talimatı ile personelin çalıştırılıp daha sonra kesinti yapılması asla kabul edilemez. Görülen odur ki hem Sağlık Bakanı hem de Maliye Bakanının müdürleri ile aralarında iletişim problemi vardır veya Bakanların değil Müdürlerin sözü geçmektedir. Kamusen olarak her iki bakanı da sözünde durmaya davet ediyoruz. 18 Kasım Pazartesine kadar Haziran, Temmuz, Ağustos ayı ek mesailerinde kesinti yapılanlar için olumlu bir gelişme yaşanması halinde hukuksal süreci başlatacağımızı, sonrasında buna ilaveten grev dahil her türlü girişimi başlatacağımızı komuoyuna duyururuz.” 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Cuma ve cumartesi yer yer sağanak veya gökgürültülü sağanak bekleniyor
Devamını oku

Güncel

Ekim ayında tüm otellerin doluluk ortalaması %64 oldu

Kıbrıs Türk Otelciler Birliği (KITOB) üyesi tüm otellerin Ekim ayı doluluk oranı ortalaması % 64 olarak açıklandı.

 KITOB’un otel sınıfına giren ve 1’den 5’e kadar yıldız taşıyan oteller ile turistik bungalovlar, tatil köyleri, butik, apart otel ve özel belgeli otellerden oluşan üyelerinin, Ekim 2019 ayına ilişkin dolulukları açıklandı.

KITOB’dan yapılan yazılı açıklamaya göre, 5 yıldızlı büyük tesislerin dolulukları Ekim 2019 ayında %74 oranında oldu. Buna göre Eylül 2019 ayına göre %1 oranında düşüş gerçekleşirken, 2018 yılının Ekim ayına göre %9 oranında bir yükseliş oldu.

Küçük otellerin Ekim 2019 ayında doluluk oranı %54 olarak açıklanırken, Eylül 2019 ve Ekim 2018’e göre oran aynı kaldı.

Tüm otellerin Ekim 2019 ayında doluluk oranı ortalaması ise %64 oldu. Doluluk oranı, Eylül 2019 ayına göre aynı seviyede kalırken, Ekim 2018’e göre %6’lık artış gösterdi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Tatar: Orta vadeli hedefimiz her yıl 5 milyar TL yatırım ve yüzde 5 büyüme
Devamını oku

Güncel

“Süt sektöründe acil tedbirler alınmalı”

Süt İmalatçılar Birliği Başkanı Mustafa Başlar, süt sektöründe büyük sıkıntılar olduğunu savunarak,  “Acilen tedbir alınması gerekir aksi takdirde doğabilicek kötü neticeler  ilerde telafisi edilemeyecek sonuçlar doğuracak” dedi. 
Başlar yazılı açıklamasında, süt sektörünün, girdi maliyetlerinin, gaz, elektrik ve mazot ağırlıklı olarak çok büyük bir külfet altında ezildiğini ileri sürerek, şunları kaydetti:
“Süt fabrikalarinin plansız bir şekilde izin verilip çoğaltılması mevcut fabrikalar arasında haksız rekabeti oluşturmasına sebep oluyor. Her geçen gün üretim maliyetinin  arttığı  üretmenin zor ve yapılamayacak duruma gelmesinden endişe duyuyoruz. Gereksiz yere verilen süt fabrikası izinleride mevcut fabrikalar ile ayni sorunu yaşamak zorunda kalıyor. Zaten yetersiz olan süt miktarı ister istemez bölünüyor bir fabrikanın kar edebilir durumda çalışması için mevcut yatırım be kapasitesine işçi sayısına göre belirlenir süt miktarı düştüğü takdirde bu maliyet artmış oluyor. Tarım Bakanlığı ve hükümetten ciddi bir şekilde bu konuyu ele alıp değerlendirmesini istiyoruz.”
Başlar, süt sektörünün bir zincir halkası olduğuna ve bu halkanın birtanesinin de hayvancılık olduğuna işaret ederek, kilo başına verilen destek ayarlamasının hatalı ve yanlış olduğunu, bunun süratle düzeltilmesi gerektiğini kaydetti. 
Nakliyecilerin de iflas eşiğine geldiğini savunan Başlar, halkaların tümünde sıkıntı olduğunu kaydetti. 

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR  Vahim zarar ve ciddi darp: 3 tutuklu
Devamını oku

Çok Okunanlar