GAZETDA NOSTALJİ Kuş Hasan: İngiliz'e Boyun Eğmeyen Adam

Kuş Hasan: İngiliz'e Boyun Eğmeyen Adam
1887, Baf. Ada dokuz yıldır İngiliz'in. Osmanlı çekilmiş ama gitmemiş; Türk'le Rum aynı köyde, aynı harmanda, aynı yoksullukta. Baf'ın dağ köylerinden birinde yirmisine varmamış bir delikanlı var: Hasan Ahmet. Öyle çevik, öyle hızlı ki köylü ona Rumca "kuş" diyor — pulli. Kuş Hasan. Hasan Bulli.
O yılın mayısında bir hırsızlık olur. Hasan'ın eli değmemiştir. Ama iki yalancı şahit vardır ve mahkeme İngiliz'indir. Hüküm giyer.
Ve Kuş Hasan tam da bir kuşun yapacağını yapar: Silahını kuşanır, dağa çıkar.
On sekiz ay Baf dağlarında dolaşır. Zaptiye peşindedir; İngiliz idaresi başına ödül koyar, sırf onun için özel kanun çıkarır, köylere muhbir salar. Yine de yakalanamaz. Çünkü dağda tek başına değildir: Türk köylüsü de Rum köylüsü de onu saklar, doyurur, "geliyorlar" diye haber uçurur. Bir dönem hem Rum hem Türk anlatısında aynı şey söylenir: Bir gün Türk kılığında, ertesi gün Rum kılığında dolaşırlardı. Bir keresinde kadın kıyafetiyle, elinde şemsiye, kasabanın ortasından geçer.
Onu dağ yenmez. Sıtma yener. 1888'de ateşler içinde bir evde saklanırken yakalanır. İdama mahkûm edilir; ceza müebbede çevrilir. Lefkoşa zindanına konur.
Hikâye burada bitse, sıradan bir eşkıya hikâyesi olurdu. Bitmez.
- Baf'ta bir kadın yüzünden Türk-Rum kavgası çıkar, bir Rum ölür. Suç Hasan'ın kardeşlerine yıkılır: Kaymakam ve Hüseyin. Onlar da ağabeylerinin yolunu bilir. Dağa çıkarlar. Etraflarına adam toplanır; artık bir çete vardır ve adı "Hasan Bulliler"dir. İki yıl boyunca İngiliz zaptiyesi onlarla baş edemez.
Bu arada zindandaki Hasan bir şey duyar: Kardeşleri dağda. Altı yıllık mahkûm, kaçar. Kardeşlerine katılmak için yola çıkar.
Ulaşamaz. Yolda vurulur.
- Hüseyin, zaptiyeyle çatışmada ölür. Mehmet ve çetenin geri kalanı yakalanır, Lefkoşa'da asılır. Dokuz yıllık hikâye darağacında biter.
Ama halk hikâyeyi orada bırakmaz. On yıl geçmeden iki destan doğar: biri Türkçe, 390 küsur dize; biri Rumca, Hristodulos Şapura'nın kaleminden, 318 dize. Aynı adamlar, iki ayrı hafıza.
Rum destanı: "On dört can aldılar... papazın bedduası tuttu."
Türk destanı: "Öldüm ama İngiliz'e teslim olmadım."
Türk destanında "İngiliz" kelimesi yedi kez geçer, hepsinde İngiliz idaresi anlamında. Kıbrıslı Rumlar onlara Hassanpoulia der, sonradan "Kıbrıs'ın Jesse James'i" diye yazarlar. Kıbrıslı Türkler için ise Hasan Bulliler, İngiliz sömürgesine karşı ilk kıvılcımdır — 2000 yılında Lefkoşa'da destanı dansla anlatan gösterinin adı "116 Yıl Önce Parlayan Bir Kıvılcım"dı.
Dürüst olalım: Hasan Bulliler melek değildi. Dağda geçen yıllarda bölgede on dört cinayet işlendi; kaçı onların, kimse bilmiyor. Kız kaçırdılar, muhbir vurdular. Türk destanı bunları geçiştirir, Rum destanı büyütür. Gerçek, ikisinin arasında bir yerde, Baf dağlarında kaldı.
Ama şu değişmez: Yoksul bir Kıbrıslı çocuk, yabancı bir mahkemenin haksız hükmüne "hayır" dedi. Dokuz yıl boyunca dünyanın en büyük imparatorluğu onunla baş edemedi. Ve öldükten sonra bile iki halk onu unutmadı — sadece farklı hatırladı.
Kuş Hasan'ı dağ yenemedi. Sıtma yendi, kurşun yendi, ip yendi. Hafıza yenemedi.
Kaynaklar: İsmail Bozkurt, "Ethnic Perspective in Epics: The Case of Hasan Bulliler" (Folklore, 2001); Harid Fedai, Kuş Hasanlar, nam-ı diğer Hasan Bulliler (2011); Nazım Gelen, Bir Devrin Efsane Kahramanları: Hasan Bulliler (1973)