Takip Edin

Güncel

Mağusa İnisiyatifi: Maraş uzman mühendisler tarafından değerlendirmeli

Mağusa İnisiyatifi, 2019 yılına girerken Mağusa kentinin acil sorunları ve inisiyatifin öngördüğü iki toplumlu çalışmalarla ilgili kamuoyunu bilgilendirme toplantısı düzenledi.

KTÖS’te yer alan basın toplantısında dört ana konuya dikkat çekilerek, Maraş kentinin 44 yıldır çürümeye terk edilmiş halinin birçok hastalığa davetiye çıkardığı vurgulandı.

Toplantıda, bir an önce Maraş’a uzman mühendislerin girip durum değerlendirmesi yapması ve mevcut beton binaların yanında fauna ve floranın ne durumda olduklarının saptanması ve çalışma yapılmasının gerektiği de kaydedildi.

İNCE: “ARA BÖLGEDE HAFTANIN BİR GÜNÜ İKİ TOPLUMLU ESNAF ÇARŞISI”

Kıbrıs Türk Ticaret Odası eski Başkanı da olan inisiyatif aktivistlerinden Hasan İnce konuşmasında, Mağusa- Derinya yolunun açılmasıyla beraber bölgede doğacak yeni fırsatları hayata geçirmek için ara bölgede pazar kurulması konusuna değindi.

Derinya geçiş noktasının açılmasından dolayı aktif rol oynayan bir kent oluşumu olarak öncelikle atılan bu adımı önemsediklerini belirten İnce, geçiş noktalarının uzun dönemde toplumlararası güven ve iş birliğine olumlu katkı sağladığının görüldüğünü kaydetti.

Bazı çevrelerin geçiş noktalarına yönelik olumsuz tavırlarının dikkatlerinden kaçmadığını dile getiren İnce, adil, yaşayabilir bir gelecek için güven arttırıcı uygulamaların arttırılması gerektiğini belirtti.

Karşılıklı anlayış ve iş birliğinin gelişmesine olanak sağlayacak adımların, adada BM kriterlerine uygun bir çözümü kolaylaştıracağının açık olduğunu dile getiren İnce, son dönemde gelişmeleri yakından takip etmekle beraber, iki liderin; federal bir çözümü gerçekleştirme sorumlulukları olduğunu hatırlattı.

Mağusa İnisiyatifi’nin Derinya kapısının açılmasıyla birlikte iki toplum arasında iş birliği ve güven ortamının geliştirilmesi ve yerel ekonominin desteklenmesi amacıyla yeni adımlar atılması için çalışmaya devam ettiğini söyleyen İnce, İnisiyatif’in bir dizi temaslar yaparak Derinya geçiş kapıları arasında kalan BM kontrolündeki ara bölgede haftanın bir günü iki toplumlu ‘Esnaf Çarşısı’ oluşturulması için çalışma başlattığını kaydetti.

Ara bölgede kurulacak Pazar yerinden Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan ve Kıbrıs’ın güneyine geçemeyen tüm insanların da faydalanabileceklerini dile getiren İnce, projenin işleyişiyle ilgili de şu bilgileri paylaştı:

“Derinya geçiş kapıları arasındaki BM kontrolünde bulunan ara bölgede kurulacak satış noktalarında Kıbrıslı Türk ve Kıbrıslı Rum satıcılar kurulacak tezgahlarda mallarını teşhir edip satışa sunacaklar. Burada satılacak ürünler Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında Güney ile Kuzey arasındaki ticareti düzenleyen kurallar çerçevesinde yapılacak ve gümrük noktalarında denetlenecek.”

CAN: “KANALİZASYON SORUNU GELECEĞİ TEHDİT EDİYOR”

Daha sonra konuşan Yüksek Mimar Esra Can, Gazimağusa Belediyesi hudutlarındaki kanalizasyon sorununun geleceği tehdit ettiğini kaydetti ve bu konu üzerinde durdu.

Mağusa halkının sağlığı ile daha fazla oynanamayacağını dile getiren Can, “Mağusa’nın 2008 yılında Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıslı Türklere Mali Yardım Programı kapsamında “Kanalizasyon Şebekesi ve Atık Su Arıtma Tesisi” projelendirilmiş ve 2009’da ihale yoluyla inşaatlar başlamıştır. Bu kapsamda, Atık Su Arıtma Tesisi 2012 yılında tamamlanarak Gazimağusa Belediyesi’ne devredilmiştir” şeklinde konuştu.

2012 yılında sorunsuz şekilde tamamlanmış olması gereken ancak basına da yansıdığı üzere halen hukuki süreci devam eden sebepler nedeniyle sorunlu şekilde Gazimağusa Belediyesi tarafından zorunlu olarak devralınan kanalizasyon sisteminin, halk sağlığını ve çevreyi her geçen gün daha fazla tehdit ettiğini belirten Can, Mağusa halkının beklentisinin, bu durumun bir an önce son bulması ve Avrupa Komisyonu ile ilgili müteahhidin arasında ortaya çıkan ihtilaftan bağımsız olarak, sistemin bir an önce sorunsuz şekilde çalışır hale getirilmesi olduğunu kaydetti.

Can sözlerine şöyle devam etti:

“18/2012 sayılı Çevre Yasası gereği Mağusa Kenti’nin atık su toplama ve arıtma tesisi bulundurma zorunluluğu vardır. Bildiğimiz kadarıyla, Avrupa Komisyonu, Gazimağusa Belediyesinin desteğiyle hazırladığı bir tamirat (yenileme) projesini ihale etmiştir. Halihazırda gecikmiş olan bu tamirat (yenileme) sürecinin de Belediye yönetimi tarafından yavaşlatılarak sürüncemede bırakıldığı hissiyatımız oluşmuştur. Böyle bir durum ne anlaşılabilir ne de kabul edilebilirdir. Mağusa halkının sağlığı ve çevrenin korunması her zaman öncelikli olmalı, Mağusa halkının ve dolayısı ile İnisiyatifimizin beklentisi olan sorunsuz çalışan bir kanalizasyon sisteminin daha fazla vakit geçirmeden sorumlu tüm kurum ve kuruluşların tam iş birliği ile kullanıma sunulması gerekmektedir.”

AKBİL: “SÜRECE DAHİL OLMAYI TALEP EDİYORUZ”

Yüksek Mimar Emre Akbil de, “Kentin İmar sorunu ve 2019 Yılı içinde hazırlanacak İmar Planı” ile ilgili görüşleri aktardı.

Emirname ve İmar Planı süreçlerinin bugüne kadar gayrimenkul ve inşaat sermayesinin baskısı altında geliştiğini gözlemlediklerini dile getiren Akbil, yayınlanan emirnamenin kontrolsüz büyüyen ilgili sektörlerin bırakacağı kalıcı etkiyi imar planı çıkıncaya kadar görece sınırlandırmakta olduğunu kaydetti.

Toplumu ve türlerin habitatlarını görmezden gelebilecek imar planı süreçlerine toplum, çevre ve kent için dahil olmayı talep ettiklerini vurgulayan Akbil, Akdeniz kimliğini biçimlendiren birçok kültürün ortak yurdu Mağusa’nın, ekolojik ve kültürel eşikleri iktidar ve sermaye ortaklığına terk edilemeyecek kadar önemli olduğunu vurguladı.

Göllerin, sahilin, kültürel mirasın etrafında biçimlenecek ortak bir Mağusa için imar planı sürecine sahip çıkacaklarını dile getiren Akbil, ana hatları ile taleplerini şöyle sıraladı:

“1. İmar planı sürecinde merkezi yönetim tarafından oluşturulması planlanan

‘Üst Kurul’ içerisinde meslek örgütleri, ekonomik örgütler ve bazı devlet kurumlarının olacağı dile getirilmiştir. Özelde bu üst kurul içerisinde, genelde ise tüm imar planı süreci içerisinde; kentin sağlıklı gelişimini amaç edinen çevre ve yerel örgütlerin de olmasını, sürecin katılımcılık çerçevesinde sonuçlanması adına gerekli görüyoruz.

2. Mağusa kıyı şeridi toplumun kullanımında olacak şekilde askersizleştirilmelidir. Bu süreçlerde ilgili bölgelerdeki kültürel, sosyal, ekolojik çalışmalar yapan kişi ve örgütlerin görüşleri de hesaba katılmalıdır. Sadece sermayenin kullanımına değil, kentte yaşayanların sosyal, kültürel, ekolojik kaygılarına da hitap eden kamusal kıyı şeridi istiyoruz. 

3. Konut halen imarın en az %70’lik kısmını oluştururken konut politikalarından soyutlanmış imar planının başarılı olması mümkün değildir. Sırt sırta, omuz omuza (bitişik nizam), üst üste gelişen mimari tipoloji çeşitliliğini barındıracak imar araçları geliştirilmesini öneriyoruz.

4. Kent dokusunu tahrip eden spekülatif konut üretimine alternatif, yerel yönetimlerin ve kooperatiflerin sosyal konut pratiklerine imkân tanıyacak konut bölgelerinin oluşturulmalı, mevcut konut stoku hesaba katılarak öncelikli olarak mevcut konut stokunun eritilmesi hedeflenmelidir. Bu yönde destekleyici ve düzenleyici politikalar geliştirilmelidir.

5. Akdenizli dar sokak, avlu ve meydan örgütlenmesini sağlayacak imar araçları geliştirilmesi, kent yoğunluğun ölçeksiz yükselerek ve yabancılaşarak değil çevreye uyumlu ve sokak yaşamını özendirecek şekilde gelişmesi sağlanmalıdır. Plan içerisinde, kentlilerin iletişim kurduğu alanlar olan meydanlar, yeşil alanlar ve kent parkları gibi kamusal alanlar korunmalı ve mümkün olduğunca çoğaltılmalıdır.

6. Gelecekte oluşacak gıda güvenliği sorunlarına karşı tarım arazilerine yayılan site yapılaşmasının durdurulmalıdır.

7. Göllerin ve delta ekosistemi içine yayılan üniversite, konut ve kültürel binalar vb. gibi gelişmeler durdurulmalıdır.

8. Özellikle Mağusa Suriçi bölgesi ve turizme kazandırılması planlanan tüm bölgelerde oluşacak insan sayısı artışı ve buna bağlı olarak yaratılacak atık konusunda çözümler yaratılmalıdır. Ekonomik gelişme ile yaratılacak dışsallıklar konusunda yatırımcılar çözümlerle ilgili olarak da sorumluluk almalıdır.”

TÜMER KONSERVASYON PROJELERİNİ ANLATTI

Doç. Dr. Ege Uluca Tümer de konuşmasında, Mağusa Suriçi’nde durma noktasına gelen UNDP/AB konservasyon projeleri, projelere taş temin sorunu ve surlardaki mazgalların durumu hakkında bilgi verdi.

Avrupa Birliği finansmanı ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın teknik desteğiyle, Kültürel Miras Teknik Komitesi’nin Mağusa Surları’nda ve 4 Ortaçağ kilisesinde yürüttüğü konservasyon çalışmalarının önemli bir kısmının tamamlandığını dile getiren Tümer, Othello Kalesi, Çifte Mazgallar (Martinengo Burcu), Akkule (Ravelin) Kara Kapısı, Deniz Kapısı ve Canbulat Burcu arasındaki deniz surları, Orta Çağ eserleri olan St. Mary Kilisesi, Karmelit Kilisesi, St. Anne Kilisesi ve Tabakhane Camisi’ndeki konservasyon çalışmalarının, 2015 yılından bugüne kadar, yaklaşık 4 milyon Euro harcanarak gerçekleştirildiğini anımsattı.

Kültürel Miras Teknik Komitesi temsilcilerinin, söz konusu yapıların dışında, ileriki yıllarda Canbulat Burcu, Diamante Burcu, Mağusa Türk Gücü Sahası’nı çevreleyen surlar, Deniz Kapısı, Liman içerisinde bulunan tarihi Kemerli Geçit ve diğer eserlerde çalışma yapılmasının planladığının çeşitli ortamlarda yazılı ve sözlü olarak beyan edildiğini kaydetti.

Bugüne kadar süregelen çalışmaların gerçekleşmesinde kullanılmış, alandaki yıkılmış yapılardan elde edilen çıkma taş stokunun sonuna gelindiğini dile getiren Tümer, 2014 yılında, çeşitli taş ocaklarında sürdürülen test çalışmaları sonucunda tespit edilen ve Mağusa’daki çalışmalarda kullanılmaya uygun bulunmuş taş kaynağı olarak, Mağusa Serbest Liman Bölgesi içerisinde yer alan tek işletilebilir durumdaki tarihi taş ocağının ivedilikle faaliyete geçirilmesi zorunluluğunun ortaya çıktığını belirtti.

Konunun, sadece Kültürel Miras Teknik Komitesi projelerini değil, Mağusa’daki tüm kültürel miras yapılarının geleceğini yakından ilgilendirdiğini dile getiren Tümer, son dönemde Canbulat Burcu ile ilgili açılan ihalenin sırf bu yüzden iptal edildiğini söyledi.

Tümer, söz konusu taş ocağının kullanımı ile ilgili olarak taş ocağı işletmesi talebinin acilen değerlendirilmesini ve ileriki birkaç ay içerisinde karara bağlanarak Mağusa’daki eserlerin restorasyonunda kullanılacak taş kaynağı sorununa sadece günümüz ihtiyaçları için değil, uzun vadeli ihtiyaçlar da göz önünde bulundurularak kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm geliştirilmesini talep ettiklerini kaydetti.

Ayrıca, Mağusa Surları’ndaki Mazgalların kullanılması ile ilgili olarak bazı girişimlerin söz konusu olduğu bilgisinin taraflarına ulaştığını dile getiren Tümer, bu mazgalların, Mağusa Surları’nın günümüze kadar bilimsel olarak incelenmemiş ve surlarla ilgili en önemli tarihlendirme bilgilerinin mevcut olduğu düşünülen kısımları olduğunu belirtti.

Buraların gerekli bilimsel çalışmalar yapılmadan kullanıma açılması, ya da bilimsel ve uzman ekiplerin hazırladığı projeler oluşturulmadan onarım çalışmalarının yapılmasının uygun olmadığını söyleyen Tümer, sözlerini şöyle tamamladı:

“Böyle bir tutum surlar ile ilgili çok değerli bilgilerin yok olmasına sebep olabilecek, ehil olmayan kişiler tarafından yapılan onarım çalışmaları bu mekanlara büyük zararlar verebilecektir. Mazgalların şeffaf olmayan süreçlerle tüzel kişilere kiralanması ve gerekli bilimsel çalışmalar yapılmadan usule uygun olmayan bir şekilde onarımlarının gerçekleşmesi ile ilgili her türlü girişimi reddediyor ve bu konunun takipçisi olacağımızı beyan ediyoruz.”

Haber: Hurşide Baybora – Fotoğraf: Süleyman Önal

Devamını oku
Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye olmalısınız Giriş

Yorum Yaz

Güncel

29 yaşındaki genç canına kıydı

Polis Basın Subaylığı’ndan edinilen bilgiye göre, bu sabah saat 09.30 sıralarında Lefkoşa Dr Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi cerrahi serviste tedavi görmekte olan Andrei Munayyov (E-29) intihar etmek suretiyle yaşamına son verdi.

Soruşturma devam etmektedir.

Devamını oku

Güncel

Lefkoşa DR. Fazıl Küçük Bulvarı’nda tören düzenlendi

Barış Harekatı’nın 45. yıl dönümünde 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı Lefkoşa’da Dr. Fazıl Küçük Bulvarı’nda düzenlenen törenle kutlandı.

Törene, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, Başbakan Ersin Tatar,  İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, TBMM Başkan Vekili Süreyya Sadi Bilgiç, TC Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Mehmet Cahit Turhan, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri, TSK Temsilcisi Orgeneral Hasan Küçükakyüz, Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Tümgeneral Yılmaz Yıldırım, Güvenlik Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Tevfik Algan, 28. Tümen Komutanı Tuğgeneral Mahmut Altun,39. Tümen Komutan Tuğgeneral Coşkun Kaya, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, bakanlar milletvekilleri, Türkiye ve diğer ülkelerden gelen konuklar, askeri ve sivil yetkililerle, kurum, kuruluş ve dernek temsilcileriyle vatandaşlar katıldı.

İstiklal Marşı’yla başlayan tören, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın tören birliklerini denetlemesi ve halkın bayramının kutlamasıyla devam etti.

Akıncı ile Oktay’ın mesaj teatisinin ardından Yavuz Çıkarma Plajı’ndan getirtilen bayraklar Cumhurbaşkanı Akıncı’ya sunuldu.

Tören, TC Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Cumhurbaşkanı Akıncı’nın konuşmalarıyla devam etti.

Törende KKTC Hava Sporları Federasyonu uçuş ekipleri gösteri yaptı. Resmi geçitin ardından,askeri helikopterler ve arkasından Türk Yıldızları’na ait 2 uçak tören alanının üzerinde gösteri geçişi yaptı.

Haber: Tuğçe Ülkü Aydın Fotoğraf: Süleyman Önal /TAK

Devamını oku

Güncel

Oktay: Çözüme varız ancak oyalama taktiklerini de kabul edemeyiz

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, “Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğini garanti altına alan ve güvenlik endişelerini karşılayan adil bir çözüm için ‘biz varız’ ancak müzakere etmek için müzakere etmeyi ya da tek taraflı çıkarlardan beslenen oyalama taktiklerini de kabul edemeyiz” diye konuştu.

Oktay, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının Ada’ya barışın ve istikrarın gelmesi için bir fırsat olarak kullanılması gerektiğini belirterek, Doğu Akdeniz’de hem Türkiye’nin kıta sahanlığındaki hak ve çıkarlarını hem de Kıbrıs Türkü’nün hak ve çıkarlarını koruyacaklarını ve gereken adımları atmaktan çekinmeyeceklerini vurguladı.

Fuat Oktay, Türkiye’nin sondaj faaliyetleri konusunda “tek vücut, tek ses ve tek yürek” olduğunu belirterek, TBMM’de grubu bulunan dört siyasi partinin ortak bildiriyle “Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini” tüm dünyaya ilan ettiklerini anımsattı ve “Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir” ifadelerini kullandı.

Fuat Oktay, Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler Konseyi Toplantısı sonuç bildirgesinde açıklanan Türkiye’nin arama ve sondaj faaliyetlerine yönelik yaptırımlar gibi baskılara da asla boyun eğmeyeceklerini söyledi.

Uluslararası toplumun “doğruya doğru, yanlışa yanlış” deme vaktinin geldiğine dikkati çeken Oktay, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne rağmen düzensizliğin düzen kabul edildiği süreçlerin ulus üstü kurumlar tarafından meşru karşılandığını ifade ederek, “Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerine aynı kararlılıkla devam edecek, kimsenin Kıbrıs Türkü’nü yok saymasına izin vermeyeceğiz” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı kutlamaları kapsamında Lefkoşa Dr. Fazıl Küçük Bulvarında düzenlenen törende konuştu.

Kıbrıs Barış Harekatı’nın 45. yıl dönümünde Kıbrıs halkının sevincini, coşkusunu ve haklı gururunu en samimi duygularla gönülden paylaştığını ifade eden Oktay, 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramı vesilesiyle Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen Lefkoşa’da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

ERDOĞAN VE TÜRK MİLLETİNİN SELAMLARINI İLETTİ

“Kalpleri her daim Kıbrıs Türkleriyle birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk milletinin sevgi ve selamlarını” ileten Oktay, Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türkü’nü hedef alan baskı, terör ve insanlık dışı sindirme çabalarına son verdiğini söyledi.

Harekatın Kıbrıs Türk halkını zulümden kurtararak, özgürlük ve refaha kavuşturduğunu, Ada’nın geleceğine güvenle bakabilmesini sağladığını anlatan Oktay, şunları söyledi:

“20 Temmuz tarihi, Kıbrıs Türk halkının barış ve güvenlik ideali doğrultusunda hak ve hukukunun eşit statü ile korunması yönündeki kararlılığımızın, bunu unutmak isteyenlere ısrarla hatırlatılması için bir vesiledir. Türkiye, o gün dünyaya, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını net şekilde göstermiştir. Bunun yanı sıra, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerimiz çerçevesinde, derin acıların tekrarlanmasına asla izin vermeyeceğimizin de tarihi bir taahhüdü olmuştur.”

Oktay, yarım asrı aşan eşitlik mücadelesinde nice badireler atlatan ve nice zorluklara göğüs geren Kıbrıs Türkü’nün azminin gurur kaynağı olduğunu ifade etti.

“KIBRIS TÜRK HALKI TOPLUMSAL VARLIĞINI KORUDU”

Kıbrıs Türk halkının yaşanan tüm zorluklara rağmen toplumsal varlığını en güçlü şekilde korumanın yanı sıra kendi devletini kurduğunu, devletine dirayetle sahip çıktığını aktaran Oktay, “Kıbrıs Türkü’nün vatanı koruma ve barış içinde refaha ulaşma iradesi, kendi cevherindeki erdem ve değerlere dayanmaktadır. Mücahitlerden aldığı ve her daim tazelenen azmiyle, uygarca yaşama ve manen yücelme hedefine kararlılıkla ilerlemesi, her türlü takdirin üzerindedir. Bu vesileyle, bu mücadelenin önderleri olan merhum Dr. Fazıl Küçük ve merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı şükranla yad ediyorum” dedi.

Oktay, Türkiye olarak bölgede barış ve güvenliğin sağlanmasını şiar edindiklerini, bu doğrultuda amaçlarının bölgenin bir iş birliği sahasına dönüşmesi, bu iş birliğinin de sürekli biçimde istikrar ve refah üreten bir mekanizma haline gelmesi olduğunu vurguladı.

“TEK TARAFLI ÇIKARLARDAN BESLENEN OYALAMA TAKTİKLERİNİ KABUL EDEMEYİZ”

Kıbrıs meselesine başlangıcından bu yana aynı anlayışla yaklaştıklarını anlatan Oktay, şöyle devam etti:

“Türkiye ve Kıbrıs Türk halkı, meselenin eşit ortaklık temelinde, adil ve kalıcı biçimde çözüme kavuşturulmasını amaçlamış, doğru olanı sabırla takip etmiş ve bu doğrultuda fedakarlıktan da çekinmemiştir. Kıbrıs meselesi, bir siyasi irade meselesidir. Türk tarafı iradesini çözümden yana, eşitlikten yana koyarken, Rum tarafı çözümsüzlükten yana, eşitsizlikten yana ortaya koymaktadır. Rum tarafının Kıbrıs Türkü ile siyasi gücü paylaşmak istemediği de açıkça bilinmektedir ancak biz, her şeye rağmen Kıbrıs’ta Ada’nın ortak sahibi olan iki halkın kurucu iradesini esas alan, müzakere edilmiş çözümün ulaşılabilir bir hedef olduğuna olan inancımızı sürdürmek istiyoruz. Bugün yine ‘çözüme varız’ diyoruz. Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğini garanti altına alan ve güvenlik endişelerini karşılayan adil bir çözüm için biz varız ancak müzakere etmek için müzakere etmeyi ya da tek taraflı çıkarlardan beslenen oyalama taktiklerini kabul edemeyiz.”

“ENERJİ KAYNAKLARI BARIŞ VE İSTİKRAR İÇİN FIRSAT”

Oktay, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynaklarının Ada’ya barışın ve istikrarın gelmesi için bir fırsat olarak kullanılması gerektiğini en başından beri savunduklarını dile getirdi.

Doğu Akdeniz’de hem Türkiye’nin kıta sahanlığındaki hak ve çıkarlarını hem de Kıbrıs Türkü’nün hak ve çıkarlarını koruyacaklarını ve gereken adımları atmaktan çekinmeyeceklerini her vesileyle vurguladıklarını anlatan Oktay, sondaj gemisi Fatih’in Kıbrıs Ada’sının batısında, Türkiye’nin kıta sahanlığında faaliyetlerine devam ederken, diğer sondaj gemisi Yavuz’un KKTC tarafından Türkiye Petrollerine verilen ruhsat sahalarında yer alan Karpaz-1 kuyusuna intikal ettiğini anımsattı.

“TÜRKİYE BU KONUDA TEK YÜREKTİR”

Ayrıca sismik araştırma gemisi Barbaros Hayreddin Paşa’nın bölgede faaliyetlerini sürdürürken, Oruç Reis sismik araştırma gemisinin de yakın zamanda bölgeye ulaşacağını söyleyen Oktay, şunları kaydetti:

“Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi parti, 18 Temmuz’da yayımladıkları ortak bildiriyle Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, Doğu Akdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir. Öteden beri kuvvetle vurguladığımız tüm adımları sahada birer birer eyleme dönüştürdük, dönüştürmeye de devam edeceğiz. Bunu kabullenmeyen Rum tarafı, Avrupa Birliği üyeliğini suistimal ederek oluşturduğu algıyla, ülkemizin faaliyetlerini durdurabileceğine inanmaktadır.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler Konsey Toplantısı sonuç bildirgesinde açıklanan arama ve sondaj faaliyetlerimize yönelik yaptırımlar gibi baskılara da asla boyun eğmeyeceğiz. Rum tarafı, çözümden değil sorundan yana tavır takınarak, Kıbrıs Türk tarafının hidrokarbon kaynaklarına ilişkin hakkaniyet temelinde yaptığı, ortak komite kurulması teklifini de içeren, 13 Temmuz tarihli önerisini görüşmeye bile yanaşmamıştır. Rumlar, çözümsüzlükten güç almakta, çözümsüzlüğün bedelini de Kıbrıs Türk tarafına ödetmek istemektedir.”

 “DOĞRUYA DOĞRU YANLIŞA YANLIŞ DEME VAKTİ GELDİ”

Uluslararası toplumun “doğruya doğru, yanlışa yanlış” deme vaktinin geldiğine dikkati çeken Oktay, Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) rağmen düzensizliğin düzen kabul edildiği süreçlerin ulus üstü kurumlar tarafından meşru karşılandığını söyledi.

“Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon faaliyetlerine aynı kararlılıkla devam edecek, kimsenin Kıbrıs Türkü’nü yok saymasına izin vermeyeceğiz.” diyen Oktay, tüm çabalarının daha gelişmiş ve kendi kendine yeten bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için olduğunu ifade etti.

“İZOLASYONLAR HAKSIZ”

Ekonomik bakımdan güçlü olan bir ülkenin, siyasi alanda da etkinliğini artıracağının bir gerçek olduğunu vurgulayan Oktay, KKTC’nin haksız kısıtlama ve ambargolara rağmen siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda önemli mesafe katettiğini belirtti.

Bu uzun soluklu mücadelede Kıbrıs Türkü’nün ekonomik açıdan daha güçlü bir düzeye gelmesi için her zaman el birliğiyle dayanışma içinde çalıştıklarını vurgulayan Oktay, şöyle devam etti:

“BÜYÜK ÇAPLI PROJELERİ HAYATA GEÇİRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”

“Geçtiğimiz günlerde Lefkoşa’da düzenlenen ve bizzat katılım sağladığım Türkiye-KKTC Ticaret Odası Forumu 1. Ekonomi Konferansı ve KKTC üçüncü Yatırım Danışma Konseyi Toplantısı, bu dayanışmanın güncel tezahürleridir. Bu çabamız kararlılıkla sürecektir. Kıbrıs Türkü’nün hak ettiği refah düzeyine kavuşması için bugüne kadar yürüttüğümüz çalışmaları bundan sonra da sürdürerek, büyük çaplı projeleri hayata geçirmeye devam edeceğiz. KKTC’yi bölgenin önemli turizm ve eğitim merkezlerinden biri haline getirmek ortak hedefimizdir. Tüm ambargolara rağmen 1,1 milyonu geçen turist sayısı ve 120 ülkeden gelen 102 bin öğrenci, Kıbrıs Türkü’nün Ada’daki kalıcı varlığının ekonomik yönden destekleyici unsurlarıdır.”

Oktay, gelinen noktayı yeterli göremeyeceklerini, hedeflerinin mevcut gelişmişlik seviyesini daha da aşarak, KKTC’yi Doğu Akdeniz’de gerçek bir cazibe ve çekim merkezi haline getirmek olduğunu bildirdi.

“TÜRKİYE’NİN KKTC HÜKÜMETLERİNE DESTEĞİ SÜRECEK”

Bu hedefe doğru, emin adımlarla ilerlemek için Türkiye’nin tecrübesini paylaşmayı ve KKTC hükümetlerine desteğin bundan sonra da süreceğinin altını çizen Oktay, şunları kaydetti:

“Cumhurbaşkanımızın talimatlarıyla Reform Eylem Planlarının gerçekleşmesi için gerekli kaynak akışının devam edeceğinin müjdesini bu anlamlı günde tüm Kıbrıs Türkü kardeşlerime vermek isterim. Bu çerçevede, KKTC’nin istikrarı ve refahı için, uzun yıllardır gündemde olan reformların ciddiyetle vakit kaybetmeksizin ele alınması temel beklentimizdir. Yapısal reformların layıkıyla gerçekleştirilmesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ekonomik yönden güçlenmesini ve siz kıymetli kardeşlerimizin refah seviyelerinin daha da yükseltilmesini sağlayacaktır. Bizleri bu hedefe yaklaştıracak her adım, Kıbrıs’ta çözüm, barış, istikrar ve huzur için birer köşe taşı olacaktır.”

“ODTÜ’DE YAPILACAK AÇILIŞ DAYANIŞMANIN ÖNEMLİ BİR MEYVESİ”

Oktay, KKTC ile destek ve dayanışmanın önemli bir meyvesinin bugün açılışı yapılacak ODTÜ Kalkanlı Teknoloji Vadisi olduğunu vurguladı.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, üniversite-kamu-özel sektör iş birliği ile inovasyon alanında Kuzey Kıbrıs’taki üniversitelere çağ atlatacak bu teknoloji vadisinde dünyanın ilk 100 savunma sanayi şirketi içinde yer alan başarılı kurumum ASELSAN ve Ar-Ge’de öncü şirket TURKCELL’in çalışmalarıyla KKTC’nin ekonomisine katma değer sağlayacağını aktardı.

KIBRIS TÜRK GENÇLİĞİNE ÇAĞRI

Kıbrıs Türkü’nün güçlü olduğunu, yıldığının tarihte görülmediğini anlatan Oktay, şunları kaydetti:

“Kıbrıs Türkü, yaşanan her musibetten güçlenerek çıkmış, dimdik ayakta kalmıştır. Kıbrıs Türkü’nün bu topraklarda geleceğe korkusuz bir şekilde bakarak, barış ve huzur içinde yaşaması bizim için ayrı bir önem arz etmektedir. Bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatı olan Türkiye, kardeşlik bağlarımız ve garantör statüsünün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Kıbrıs Türk halkına milli, ahdi ve tarihi bağlarla gönülden bağlıdır ve bu bağlar ilelebet canlılığını koruyacaktır. Bu bağları gelecek nesillere aktarmak için Türkiye ile KKTC arasında gençlerimize yönelik kültürel hareketlilik programlarına da önem veriyoruz. Bu kapsamda gençlerimize müjdelemek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımızın gençlik kampları programında Türkiye’deki gençlerimize sağlanan tüm imkanları bundan böyle KKTC’li gençlerimize de sunacağız. Buradan tüm Kuzey Kıbrıslı gençlerimizi gençlik kampları programına başvurmaya ve Türkiye’de spor, sanat ve kültürel etkinliklere katılmaya davet ediyorum.”

Oktay, Barış Harekatı’nda Kıbrıs Türkü’nün varlığı, hakları ve hürriyeti için cesaretle savaşan ve bu uğurda gözlerini kırpmadan can vererek, şehadet mertebesine ulaşan Mehmetçik ve Mücahitlere Allah’tan rahmet diledi, gazileri şükranla andı.

Fotoğraf: Süleyman Önal /TAK

Devamını oku

Çok Okunanlar

Copyright © 2017 Gazetda Haber Sitesi